Translate

Sayfalar

2 Mayıs 2011 Pazartesi

Hint Sanatı Nedir - Hint Sanatı Hakkında

HİNT SANATI

Hint Sanatı; olağanüstü çeşitliliği ile zengin ve köklü bir sanattır. Değişik dinler ve bunlara dayanan kültürler Hint sanatını zenginleştirir. Sanat Hindistan'da başlangıcından bu yana dinin yayılmasına hizmet etmiştir. bu dinlerin başında Budacılık, Hindu ve Brah- man dinleri ile Caynacılık gelir. Bu dinlere bağlı sanatçılar kutsal saydıkları ve tanrı katına yüceltilen din önderleri için inanılmaz güzellikte resim, heykel ve tapınaklar yapmışlardır.

En eski dinlerden biri olan Budacılık' tan esinlenerek yapılmış olan tapınaklar ya da manastırlar ve Buda heykelleri Hint sanatının; en görkemli örneklerindendir. Bu yapıtları yoğunlukla bulunduğu kentler Allahabat, Delhi, Ajanta, Ellora, Karli ve Bombay'dır. Budacılık' la ilgili tapmak ya da manastırların çoğu kayalara oyularak yapılmıştır. Bu yapıların kapıları ve iç bölümleri, baştan başa oyma ve işlemelerle süslenmiştir. En görülmeye değer olanları Maharaştra eyaletinde, Evrengabad yakınlarındaki Ajanta ve Ellora mağaraları ile Bombay'ın batı kıyısına yakın Elephanta Adası'ndakilerdir. Ajanta mağaralarının tarihi İÖ 200 yılına kadar gider. Rahiplerin toplantı ve yaşama yeri olarak düşünülmüş olan bu mağaraların duvarları Buda' nın yaşamından esinlenen kabartma ve resimlerle bezelidir . Ellora' da bulunan görkemli mağara, tapmak için Hint tanrısı Şiva'ya adanmıştır. İS 8. yüzyılda insan eliyle yapılmış olan bu mağaranın sunakları ve geniş toplantı odaları bulunmaktadır.

İS 5. yüzyıldan 18. yüzyıla kadar Hindistan'da güçlü bir etki yaratmış olan Brahman dininin tapınakları da Hint sanatının başlıca yapıtlarındandır. Brahman tapınakları Budacılık'ın etkisindeki mimarlıktan farklı olarak kayalara değil düz bir zemin üzerine yapılmıştır. Bu yapıların bir özelliği de çok yüksek ve duvarlarının olağanüstü kaim oluşudur. Yapılan depremden korumak amacıyla alınan bu önlem etkili olmuş ve yapılar yüzyıllarca sağlam kalabilmiştir. Tapınakların içi Brah man dininin insanüstü nitelikler verilmiş önderlerinin heykelleriyle süslüdür. Brahman tapınaklarının en görkemlileri Bhubanesvar, Kaarak ve Makesvara tapınaklarıdır.

Racalar (Hint prensleri) yüzlerce yıl önce yapılmış şahane saraylarda yaşardı. Bunların en güzellerinden biri Udaypur'dadır. Bu saray beyaz mermerden olup, her birinin üzerine gene beyaz mermerden bir tapınak ya da köşk bulunan adacıklar serpili bir göle bakmaktadır. Daha kuzeydeki Codhpur'da, kente 120 metre yükseklikten bakan pembe taştan bir kale vardır.
Hint sanatı üzerinde sırasıyla İran, İslam, Yunan ve Türk sanatının çok önemli etkileri olmuştur. Özellikle mimarlık alanında görülen bu etki, birçok kültürün bileşimi ile yeni ve ilginç yapıların ortaya çıkmasını sağlamıştır. Türkler' den önce Araplar tarafından işgal edilen Hindistan'da 12. yüzyıldan sonra yaygınlık kazanan İslam sanatının örnekleri Delhi, Pencap, Bengal, Gucerat, Dekkan, Kan-pur, Malva, Agra ve Keşmir kentlerinde yoğunlukla bulunur. Hint mimarlığının İslam sanatıyla etkileşimi, çini ve resimlerle süslenmiş görkemli camiler ve türbelerde görülür. Agra kentindeki dünyaca ünlü Tac Mahal de bunlar arasındadır. 1631'de Şah Cihan çok sevdiği eşi Mümtaz Mahal ölünce, anısına, o zamana kadar görülmemiş bir türbe yaptırmaya karar verir. Dünyanın dört bir yanındaki ünlü mimarlardan tasarımlar istenir. Bunlar arasından Osmanlı mimarı Muhammed İsa Efendi'nin tasarısı beğenilir. Daha birçok ünlü mimarın katkısıyla 18 yılda bitirilen bu anıtmezarın olağanüstü birçok özelliği vardır . Hint mimarisinde iç süslemelerde resim, heykel, çini, yazı gibi birçok sanat dalı iç içe geçmiştir.

Hindistan el sanatlarıyla da ünlüdür. Süs takıları çok yaygındır. Kuyumcular altın, gümüş ve bakır üzerine çok zarif mine işi nakışlar yaparlar. Bunların en güzelleri Ra-castan eyaletinde, Caypur'dan gelir. Varana-si' nin altın ve gümüş ipliklerle dokunmuş ipek kumaşları paha biçilmez değerdedir. Dört kenarında da zevkli desenlerin yer aldığı bu kumaşlardan sari yapılır. Varanasi'nin batısında, Mirzapur'da ve Delhi'nin güneyinde Agra'da halı dokunur. Hindistan'ın güneyinde Masulipatam ve çevresinde şintz denilen basma desenli rengârenk yatak örtüleri ve çeşitli kumaşlar yapılır. Hintliler tahta, fildişi Ve taş oymacılığında da ünlüdür.bugünde sürmekte olan bu zanaatlar fabrika ürünleri ile rekabet içindedir.





Codhpur' da bir kalenin iç süslemeleri.

Hintliler Güney Doğu Asyanın ilk tarım halkıdır. Hindistan'da gene tarım kültürünün zorlayıp kurdurduğu ilk devlet, aynen Mısır ve Mezopotamya'da olduğu gibi İsa'dan çok öncelere rastlamaktadır. 1920,'lerde İndus bölgesinde yapı¬lan kazılarda, bu ülkenin büyük bir tarih öncesi kültüre de sahip olduğu ortaya çıkmıştır. Sind'in Mohojedaro ve Pencab'ın Ha-rappa bölgelerinde ilk kent devletlerinin kalkolitik kültür kalın¬tıları bulunmuştur. Bu İlk devlet kentlerinin pişmiş tuğla ile inşa edildiği ve hatta kanalizasyon sistemlerinin bile bulunduğu saptanmaktadır. Bu nedenle yer yer Mezopotamya'daki Sümer kültüründen bile ileri buluşların olduğu anlaşılmaktadır. Kent kalıntılarının bulundukları yerlerde pişmiş topraktan, alabaster taşından, altından, gümüşten, bakırdan, fildişİnden ve jad taşından hayvan figürlü totemler, Susa'dakine benzeyen mühürler çıkarılmıştır. İndus Kültürü bu hususlarda önemli buluntulara sahiptir ve aşağı yukarı İ.Ö. 3000 - 2500 yılları arasında oluşum ve gelişimi yapmıştır. Bu kültürün 40 kadar yerleşme yerinde gö¬rüldüğü ve Bülucistan'a değin uzandığı saptanmaktadır. Saptanan bir diğer husus da, bu kültürler ile Mezopotamya arasında ticari ilişkilerin olduğudur.

Pişirilmiş tuğladan evlerin oluşu, İndus kültürünün Ari ırkı ile İlişkili olmadığını göstermektedir. Çünkü, bugün Arilerin pişmiş tuğlayı bilmedikleri anlaşılmıştır ve onların ahşap yapıdan taş yapıya geçişlerinin de çok sonralara rastladığı kanıtlanmıştır. Ayrıca Arilerin kent yapısını da bilmedikleri dikkate alınırsa, bu husus daha iyi olarak anlaşılabilmektedir. Bunun yanında Arile¬rin bu kültürü İ.Ö. 1000 yıllarında ortadan kaldırdıkları gerçeği de bugün paylaşılmaktadır. Bu nedenlerle bu kültürü yaratanlar bugün hâlâ karanlıktadır. Arilerin ahşap yapıdan taş yapıya ge¬çişleri, ilk budist yapılar olan STUPA' larda ve mağara tapınakları olan KAİTYAS (chaityas)larda görülmektedir. Bunların biçim ve diğer özellikleri de Moğollar dönemine değin sürmüştür.

İ.Ö. 1000 yıllarında Hindistan'a gelen Ariler, bu Ülkede dinle¬rini değiştirmişlerdir. Bu ırkın Hindistan'da yarattığı VEDA dönemi, İ.Ö. I. yüzyıla değin sürmüştür. Veda dini, doğa güçlerini tanrılaştıran bir İnançtı. Ari Tanrıları arasında ateş Tanrısı olan Agni'yi, güneş Tanrısı Surya'yı, şafak Tanrısı Usas'ı, gürültü, yaşam özü Tanrısı Soma'yı sonraları savaş Tanrısı olan eski gökgürültüsü Tanrısı İndra'yı dikkate alınca, bu kavmin ne denli çok Tanrılı bir inanca sahip olduğu anlaşılır. Indra ayrıca, budist heykel ve resimlerinde, elinde bir balta ile koruyucu rolünde Gautama Buda ile birlikte de gösterilmiştir. Veda Tanrısı da aynen Buda gibi ortaya çıktıktan çok sonra betimlenmeğe başlamıştı. Ancak Greklerin, Hindistan'da kendi Tanrılarını tasvir ettiklerini göstermeleri, bu ülke halkını da Tanrı tasvirine götürdüğü kanısı bilim adamlarınca paylaşılmaktadır. Buda'nm tasvirinin yapılmasındaki gecikme de aynı gerekçeye bağlanmaktadır. Çünkü Buda, Önceleri bîr stupa olarak simgeleştiriliyordu. Hindistan'da TRİMURTİ denen üçlü Tanrıların başında Brahma gelmektedir. Diğer ikisi Vişnu (yapıcı) ile Şiva (yıkıcı)'dır. Şiva İle ilgili en ünlü tasvir, İ.S. VIII. yüzyılda yapılmıştır. Bombay'daki bîr tapınak akarında bulunan Şiva heykeli üç yüzlüdür. Önden görünüş yüzü ile Şiva yaratıcı Brahma yüzü ile, soldan gene bir başka anlamı ile ve sağdan da yapıcı Vişnu yüzü İle biçimlendirilmiştir. Brahma, lotus çiçeği olarak da simgeleştirilmiştir. Su, bu dine göre yaratıcılığı simgelemektedir. Elbiseler ve kolları son derece zengin bir biçimde gösterilmiştir.

Üçlü Tanrının İkincisi Vişyîu'dur. Bu Tanrı göğe egemendir. O, evreni taşıyan bir ayaktır. Bu nedenle heykel olarak katı bir duruş içinde gösterilmektedir. Vişnu, İsvara olarak, yani tufan olayında insanoğlunun atasını kurtaran bir efsane kahramanı olarak da betimlenmİştir. Edebiyatta ise kozmik ve insan çehresi altında ortaya çıkmaktadır. Güney Hindistan'da bronz dökümle gerçekleştirilmiş bir dansçı heykeli olarak gerçekleştirilen üçlü Tanrının üçüncüsü Büyük Tanrıdır ve yazın dilinde kozmik bir güce sahip insan olarak gösterilmiştir.

Bunlar yanında plastik sanatlarda bitkisel doğa Tanrıları da vardır. Örneğin verimliliği Yakşas, bitkileri Nagas temsil eder. Yakşas'iar koruyucu Tanrılar olarak Buda dininde de yer alırlar. Ayrıca, dişi Yakşas'iar, yani Yakşist'ler, Buda dinine ait efsane¬lerin betimlemelerinde de görülür. Rama İle Krişna'nın öyküleri de, duvar kabartmalarında ve minyatürlerde önemli konu olur. Ramayana kahramanı olarak tanımlanan Rama, bütün Hindistan' da oğul, kardeş ve koca olarak ideal bir tiptir. Rama'nın hayvanlarla arkadaşlığı da betimleme konusudur. Örneğin, arkadaşı Hanuman, maymunlar kralıdır. Hanuman ile karısı Sita onun en önemli yardımcılarıdır.

Hint resim sanatında geniş bir resimleme olanağı bulan bir diğer konu da Krişna'nın yaşamıdır.


HİNT RESİM SANATI


Bu alanda bulunan en eski örnekler, AJANTA ve BODONİ adlı kaya tapınaklardadır. Buda resimleri, alçı ile düzlenmiş zemin üzerine yapılmıştır. Hint resminde gele¬nek olarak uzun süren ilk resimlerde, alçı zemin üzerinde siluet biçimli düz yüzeyli figürler yer almıştır. Bunu İzleyen dönemde ise, resme renkçi bir biçimleme egemen olur. Gupta dönemi diye adlandırılan bu süre içinde, resimlerde konular içiçef birbirlerinden çizgi ile ayrılmadan devam ettirilmiştir.

Hintli ressam, resimlerinde, aynen heykelci gibi, doğa öğelerini yani insan, bitki ve hayvanları resimlemiştir. Örneğin beyaz. mavi ve pembe olarak gösterilen lotus çiçekleri, mango dener Hint kirazı, tropikal bitkiler, cüceler, acayip insanlar ve groteskler, biraraya getirilerek kompoze edilmişlerdir.

Hindistan'da Buda ve Brahman dinlerindeki konular, resim sanatında hep aynı üslûplarda ve aynı öğelerle düzenlenmişlerdir. Tapınak ve manastırlarda yeralan resimler yanında, Rajputana'daki saraylarla zengin evlerinde ise, dünyevi yaşamı konu edinen resimler yapılmıştır. Ancak bunların konuları da dinseldir. Örneğin KRİŞNA motifi, Siva ile karısı, Parvati gibi. Saraylarda yer alan duvar resimlerinin üslupsal geleneğini yansıtan, kâğıt üzerine yapılmış olanları da vardır. Ancak bu resimlerde yer yer portrelere de rastlanmaktadır. Hattâ bu portrelerde kişilerin karakterleri yanında, yerel giyim ve süsler de çizgisel bir dekoratiflik içinde biçimlendirilmiştir.


Hintlilerin, tapınak ve manastır yapmak için Sançi (İ.Ö. 1. ve 2.. yy'larda) ve Gupta V. ve VI. yy larj dönemlerinde Ajanla dağının (Ma-haraştra ili) yamacına oydukları mağaralar.

Ajanta mağaralarının başlıca özelliği, en eski Budha resimleri ile Gupta döneminin başlıca resimlerini birleştirerek, Hint duvar resimlerinin en ünlü kalıntılarını kapsamalarıdır. Tapınak-mağaralar iki türdür:"Vihara' lar ya da konut mağaraları ; "şayta"lar ya, da toplantı mağaraları. Toplam sayısı on dokuz olan bu oyma mağaralardan IX. Ve X. "şayta"nın duvarlarını süsleyen freskler çok eski Satavhana Dekan sülalesinin adı sanatının tek kalıntısıdır. İlk olarak kazılmış "şaytalar" ın her iki yanma sonradan oyulmuş "şaytalar" sa Gupta resminin en yüksek aşamasını gösteren örneklerle süslüdürler. I., II., XVI. ve XVIII. "şaytalar"in duvarları olağanüstü fresklerle kaplıdır. Bu mağaralarda uygulanan teknik, Batı'da a secco (tutkallı boya) diye nitelenen fresk tekniğinden pek farklı değildir: Harçla düzleştirilen doğal kayanın üstüne yapılan resimlere destek olması için beyaz kilden bir sıva sürülmüştür. Mavi, yeşil ve kahverenginin açık ve koyu tonlarından seçilen renkler, fildişiyle özel olarak parlatılmış, soğuk ve sıcak renklerin karşıtlığı, iç duvarlar boyunca uzanan resimler,tapmakla-ra olağanüstü bir hava vermiştir. Bu duvar resimlerinde Buddha'nın yaşamının çeşitli bölümleri ve geleneksel din efsaneleri,başı ve sonu olmayan uçsuz bucaksız bir kesit biçiminde sergilenir.

Bu sanat, figüratif olmasına ve çeşitli olayları öykülemesine karşın, olağanüstü bir gerçekdışı ortam yaratır. Kişilerin çokluğu, ilk bakışta insanı etkiler ve büyüler; ama bu kişiler öylesine bilinçli bir kesinlikle düzenlenmiştir ki her sahnenin kendi içinde bir bütünlüğü vardır.

Birbirinin yanında yer alan olay Örgüleri arasındaki bağlantı ikinci dereceden konularla sağlanır: Ellerindeki yelpazelerle sinek kovan kadınların, resimlerdeki temel kişilerin çevresine yerleştirilmiş olması, seyircilerin dikkatlerini ister istemez o kişilere yöneltir. Eşsiz güzellikteki kadın figürleri, o dönemin Sanskrit tiyatrosundaki kahramanları anımsatır. Buddha'nın Şeytana Uyması sahnesindeki Nara'nm Kızları ve tapmağın girişindeki büyük Bodhisattvaiar.Ajanta fresklerinde-ki gözleri yan kapalı, hayale dalmış kişilerin yüzlerindeki duruluğu,hüznü yansıtan en belirgin örneklerdir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Sanat,Resim,Heykel,Tiyatro,Sinema,Fotoğrafçılık,Dans