Translate

Sayfalar

27 Haziran 2011 Pazartesi

Haftanın Sanat Programı 27-4 Temmuz

Haftanın Sanat Çizelgesi 27-4 Temmuz

‘Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi’nde bugün “MFÖ” konseri izlenebilir.
Sergi
İSTANBUL
Sınırlar Yörüngeler 10 isimli sergi 29 Haziranda başlayıp 31 Temmuza kadar Siemens Sanatta. (0212 334 11 04)
Işık Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi - Mezunlar 2011 sergisi 28 Haziranda başlayıp 23 Temmuza kadar Galeri Işıkta. (0212 233 12 03)
Airvase isimli tasarım sergisi 28 Hazirana kadar Haaz Art&Design Galleryde. (0212 230 96 00)
8 Sanatçı 8 Güncel isimli sergi 30 Hazirana kadar Mine Sanat Galerisinde. (0 2 1 2 2 3 2 3 8 1 3)
Cumhuriyet Tanıkları isimli sergi 30 Hazirana kadar Mustafa Kemal Merkezinde. (0212 351 93 90)
Nur Ataibişin İsimsiz IV isimli sergisi 30 Hazirana kadar Kare Sanat Galerisinde. (0 2 1 6 230 58 91)
İstanbullu Rum Ressamlar Topkapı Sarayında isimli sergi 30 Hazirana kadar Topkapı Sarayı Has Ahırlar Sergi Salonunda. (0 216 368 53 39)

22 Haziran 2011 Çarşamba

Örgü tekniği kullanılarak oluşturulan dekoratif eşyalar

Bir ters bir düz...

Alışılmışın dışında tasarlanan dekoratif eşyalar bu sefer örgü tekniği kullanılarak oluşturulan tasarımlarla karşımıza çıkıyor. işte onlarda birkaç tanesi...






Örgüyle Kaplanmış Koltuk





İstediğiniz büyüklükte yapabileceğiniz çok yönlü kullanabileceğiniz dekoratif eşya






El Örgüsü Peruk

El Örgüsü Peruk




Kendinize buradakine benzer rengarenk peruklar örebilirsiniz. Soğuktan korunmak için de bereye alternatif oluşturabilir belki

Günümüzde fonksiyonunu henüz kaybetmeyen sepetçilik

Sepetçilik:

Günümüzde fonksiyonunu henüz kaybetmeyen sepetçilik atalardan öğrenildiği gibi halen; saz, söğüt ve fındık dallarından örülerek yapılmaktadır. Eşya, yiyecek vb. Taşıma amacından başka ev içi dekorasyonunda da kullanılmaya başlanmıştır. Hayvancılıkla uğraşan kırsal kesimlerde yaygın olarak kullanılan keçe, çul ve ağaçtan yapılan semer kullanıldığı dönem boyunca geleneksel sanatların bir kolunu oluşturmuştur.

Semercilik

Semercilik:

En yaygın anlamıyla, yük ve binek hayvanı olarak kullanılan at, eşek ve katır gibi hayvanların taşıyacakları yükün hayvanın sırtına zarar vermemesi için ağaç iskelet üzerine deri ile keçe arası kamış otları ile doldurulup sarılarak dikilen semer çok özen isteyen bir sanat dalıdır. Dengesiz yapılmış bir semer hayvanın sırtının yaralanmasına neden olur. Çok eskiden beridir süregelen bir ata yadigari meslektir. Günümüzde birçok şehirde yalnızca birkaç semerci ustası kalmıştır.Semercilik Beypazarı'nda sadece bir tane semer ustası tarafından yapılmaktadır. En genç semerci üstaları ne yazık ki, 60 yaş ve üzeridir.Semercilik de tıpkı tarakçılık, kaşıkçılık gibi unutulmaya yüz tutmuş, artık çırak alamayan meslekler halini almıştır.



Halı Dokumacılığı

Halı Dokumacılığı:

Tarihi MÖ 6500 yılına dayanan dokumacılık, Anadolu'da çok eskiden beri yapılan bir el sanatı ve birçok yörenin geçim kaynağı... Dokumacılığın gelişmesinde sosyal, ekonomik, dinsel nedenler olduğu gibi iklim şartları da büyük rol oynamış. Göçebeler, gece-gündüz arasındaki sıcaklık farkından dolayı halı-kilim dokuyarak duvarlarını kaplamışlar ve böylelikle soğuktan korunmuşlar. Dokumaların ham maddelerini yün, tiftik, pamuk, kıl ve ipek oluşturuyor.






Halı Dokumacılığı

Ağaç İşleri Sanatı

Ağaç İşleri Sanatı:

Ağaç işçiliğinde kullanılan malzeme daha çok ceviz, elma, armut, sedir, abanoz ve gül ağacıdır. Kakma, boyama, kündekâriz, kabartma-oyma, kafes, kaplama, yakma gibi tekniklerle işlenen ahşap eşyalar günümüzde de kullanılmaktadır. Bu teknikler Zonguldak, Bitlis, Gaziantep, Bursa, İstanbul-Beykoz, Ordu gibi illerde halen devam eden hammaddesine göre değer kazanan baston ve asaların kullanımı yüzyıllar boyunca sürmüş, 19. yüzyılda yaygınlaşmıştır.



El Sanatları Çini Sanatı

Çini Sanatı:

Anadolu toprakları sadece tarihi ve doğasıyla değil, el emeği göz nuru güzellikleriyle de bir yeryüzü cenneti. İşte üç kıtanın renkleri birbirine karışmış eşsiz lezzetleri ve sanat harikaları… İmparatorluklara bile yenilmeyen kültürel hazineleri…

Türk çini sanatının tarihi ilk Müslüman Türk devletlerinden olan Karahanlılar'a dayanıyor. Büyük Selçuklular ve Anadolu Selçukluları, çiniyi mimari süslemelerde sıkça kullandı. Anadolu Selçuklu Devleti'nin dağılmasından sonra ise Çini sanatında Osmanlı Devleti'nin kuruluşuyla yeni bir dönem başladı. İlk Osmanlı dönemi İznik çinileri, Bursa Yeşil Cami ve türbesinde, Bursa Muradiye Camii'nde, Edirne Muradiye Camii ve Çinili Köşk’te görülebilir. Bunlar genellikle mozaik veya sırlı boya tekniği ile üretilmiş çiniler. Bu dönem çinilerinde lacivert, mavi, turkuaz, siyah renkleri daha çok kullanılmış ve daha çok geometrik desenler ağırlıkta...

El Sanatları Hat Sanatı

Hat Sanatı:

İlk akla gelen eski harflerle yazılan dini içerikli yazılar olsa da aslında farklı çalışmalar da yapılıyor. Osmanlı kültüründe dini motiflerin ön planda olması nedeniyle Allah ve Peygamber sevgisini göstermek amacıyla hattatlar bu sanatı kullanarak günümüze kadar ulaşan pek çok eser bıraktılar.







Hat Sanatı:

El Sanatları Cam Sanatı

Cam Sanatı:

Cam Sanatı’nın Selçuklular zamanında geliştiği bilinmektedir. 19. yüzyılda Türk camcılığı ilerlemiş ve Beykoz’da cam imalathanesi kurulmuştur. Bu imalathane çeşmibülbülleri ile tanınır. Çeşm-i bülbül (Bülbülün gözü), 18.yüzyılın sonunda III.Selim'in Mevlevi dervişi Mehmet Dede'yi cam tekniklerini öğrenmek için Venedik'e göndermesi sonucunda ortaya çıkmış bir cam işleme sanatıdır. Cam, özel kum ve kaya çeşitlerinin yüksek sıcaklıkta eritilip soğutulmaya bırakılmasıyla işlenir. Çeşmibülbül yapımının normal cam yapımından farkı, camın içindeki beyaz ve renkli çizgileri oluşturan cam çubuklardır. Çeşitli renklerde olabilmekle beraber, çeşmibülbüller genellikle mavi beyaz üretilmektedir.

El Sanatları Ebru Sanatı

Ebru Sanatı:


Ebru sanatının ne zaman ve hangi ülkede ortaya çıktığı belli değil ancak Doğu ülkelerine özgü bir süsleme sanatı olduğu düşünülüyor. Batıda "Türk Kağıdı" olarak adlandırılan "ebru"nun yapımı oldukça zor. Koyulaştırıcı bir madde ile kıvamı arttırılmış suyun içine öd katılarak suda erimeyen boyaların serpilmesi ve su yüzeyinde meydana gelen şekillerin bir kağıda geçirilmesi ile yapılıyor. "Ebru" yaparken; kum, toprak boya, öd (büyükbaş hayvanların safra kesesinden elde edilir), kitre (özel bir yoğunluğu olan su) ve fırça yapımında da at kılı kullanılıyor.



Ebru Sanatı:

El Sanatları Demircilik

Demircilik:

Altay, Orhon ve Yenisey dolaylarında yapılan kazılarda Türk maden işçiliğinin en eski örnekleri bulunmuştur. Altın, bakır ve tunçtan yapılmış eşyaların yanı sıra demir işçiliğinin de özel bir yeri vardır. Orta Asya Türkleri için eski bazı kaynaklarda “demir üreten ve bu madeni en iyi işleyen kavim” olarak söz edildiğine rastlanmıştır. Orta Asya maden sanatını Selçuklu ve Osmanlılar çok ileri bir düzeye getirmişlerdir. Maden işçiliği silahlar, gündelik eşyalar ve süs eşyaları olarak üç ana gruba ayrılabilir. Türklerde maden işçiliğinin gelişmesinin nedeni olarak, Selçuklu ve Osmanlı gibi Türk devletlerinin sürekli savaş halinde olmalarını gösterebiliriz. Demir ve çelikten yapılmış zırh, miğfer, kalkan gibi savunma silahlarına, dövülerek hazırlanan yüksek kalitede kılıç ve bıçaklara da sıkça rastlamaktayız.



El Sanatları Çömlekçilik

Çömlekçilik:

Çömlekçilik, toprağın ya da asıl olarak killi toprağın çeşitli aşamalardan geçirilip işlenip şekillendirilip kullanılmak üzere çeşitli eşyalar üretilmesine verilen addır. İnsanlığın çömleği nasıl keşfettiğini tam olarak bilinmemekle birlikte, genellikle kabul gören varsayım, toprağın ateşte kızarıp sertlik kazandığını tesadüfen bulduğu yönündedir.Bulunma şekli ne olursa olsun, çömlekçiliğin gelişmesi, göçebe kavimlerin yerleşikliğe geçmesiyle olmuştur. Anadolu’da ilk yapılan çömlekler Neolitik döneme yani yaklaşık M.Ö. 7000'li yıllara tarihlenmektedir.İlk yapılan çömlekler sargı-dolama usulü ile elde şekillendiriliyor ve pişirim ise genellikle açık ateşte yapılıyordu. M.Ö. 3000 yılında da çömlekçi çarkı bulunmasıyla çark üzerinde şekillendirmeler de başlamış oldu.





Çömlekçilik:

El Sanatları Bakırcılık

Bakırcılık:

Bakır, Anadolu’da çok eskiden beri varolan ve en çok kullanılan maden oldu. Bunun sonucunda ise bakırcılık adeta babadan oğula geçen bir sanat haline dönüştü. Anadolu insanı bakırı ilk başta ihtiyaca bağlı olarak kazan, testi, leğen, tas, tencere, tava, sahan, bakraç, mangal, ibrik, tepsi, saksılık gibi ev eşyası yapımında kullandılar.






Bakırcılık:

Daha sonra ise onu birbirinden zengin motiflerle birer süs eşyasına dönüştürdüler. Günümüzde bu önemli gelenek hala birçok yörede sürdürülmeye çalışılıyor. Anadolu’da insanlar özellikle bakır kaplarda pişen yemeklerin tadını hiçbir şeye değişmediklerini söylüyorlar…



El Sanatları İşleme Sanatları

İşleme Sanatları:

İşleme sanatları Kastamonu, Konya, Elazığ, Bursa, Bitlis, Gaziantep, İzmir, Ankara, Bolu, Kahramanmaraş, Aydın, İçel, Tokat, Kütahya gibi şehirlerimizde daha yoğun olarak yapılıyor, ancak iğne oyaları eski önemini kaybederek çeyiz sandıklarında varlığını korumaya çalışıyor.



21 Haziran 2011 Salı

Aşırı makyaj, daracık giysiler...

Aşırı makyaj, daracık giysiler... Çok değil bundan 10 yıl öncesine kadar belki kısa etek bile aileden izin almadan giyilemezken, günümüzde 12 - 16 yaşlarındaki ergen kızların yetişkin birer kadın gibi görünmeleri ve bu yönde davranmaları ebeveynleri endişelendiriyor.

Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Arzu Önal, bu tarz davranışlar sergileyen ergen genç kızları ne tür tehlikelerin beklediğini ve bunu önlemek için nasıl bir yol izlenmesi gerektiğini anlattı.

19 Haziran 2011 Pazar

Karagöz Oyununda Hangi Malzemeler Kullanılır

Karagöz Oyununda Hangi Malzemeler Kullanılır
Karagöz Oyununda Kullanılan Malzemeler Nelerdir
Karagöz ve Hacivat




Karagöz’ün oynatıldığı beyaz perdeye “ayna” adı verilir.Perdeler önceleri 2 x 2,5m iken sonraları 110 x 80cm ebadında yapılmaya başlanmıştır. İç tarafta perdenin altında kurulmuş “peş tahtası” vardır. Eskiden peş tahtası üstüne tasvirler, hayal ağacı, def, şem’a, oyun metni vb. konulurdu.

Diksiyon » Ses Çıkışını Düzeltme

Güzel ve etkili konuşmada önemli bir konu sesin mükemmel çıkışıdır. Sesin mükemmel çıkışı ses çıkışı ile nefesin kullanımı arasında başarılı bir uyum oluşturulmasını gerektirir. Düzgün sesin dört temel özelliği vardır. Bunlar sesin “işitilme düzeyi)yükseklik)”, “sesin hız düzeyi”, “hoşa gitme/tını düzeyi”, “değişirlik/bükümlülük düzeyi”nden oluşmaktadır. Aşağıda bu özellikleri öğrenelim ve geliştirmeye çalışalım.
İşitilebilme-Yükseklik
Bazı insanların sesleri bir metre mesafeden bile güçlükle duyulabilmektedir. Böyle bir sesle yapılan konuşmanın anlaşılabilmesi son derece güçtür ve dinleyiciler dinlerken psikolojik gerginlik içerisine girerler.
Ses dinleyiciler tarafından işitilebilecek kadar yüksek olmalıdır. Normal ses kalabalık kitlenin en uzağına ulaştırılacak kadar yüksek çıkmalıdır. Ancak yüksek ses bağırmaya dönüşmemelidir. Bu anlamda eğer mikrofon kullanmıyorsanız özellikle konuşma yaptığınız topluluğun büyüklüğüne dikkat etmelisiniz. Hemen yanınızdaki bir arkadaşınıza 20 metre uzaktaki insana konuşur gibi konuşursanız sesin yüksekliğini hatalı kullanmış olursunuz. Sesin yüksekliği salonun büyüklüğüne göre ayarlanmalıdır. Ancak sesi yükseltirken “bağırma” tonu oluşturmamak çok önemlidir.
Dikkat edin: Kaç kişilik bir guruba konuşuyorsunuz? Salonunuz ne kadar geniş? Ortamda gürültü var mı? Sesiniz 20 metreden rahat duyulabiliyor mu? Yoksa mırıltı gibi mi çıkıyor? sesiniz yükselince bağırmaya dönüşüyor mu? Uygun ses yüksekliği dinleyici kitlesini tamamen ve rahatlıkla kuşatan sestir.

Lorca Dosyası “Federico Garcia Lorca hakkında…”

Lorca Dosyası
“Federico Garcia Lorca hakkında…”



Derleyen: Sinem Özlek


“LORCA DOSYASI” yazarın 2007-2008 sezonunda İBB ŞEHİR TİYATROLARI’nda ENGİN ALKAN yönetmenliğinde sahnelenecek “BERNARDA ALBA’NIN EVİ” adlı oyununun dramaturji çalışması merkezinde oluşturulmuş bir “derleme”dir.





Lorca’nın İspanya’sı


Şarkılarımız aşkın ve acının doruğuna ulaştığında, Arap ve Pers şairlerinin muhteşem ve dışavurumcu kardeşleri oluyorlar. Gerçek şudur ki Cordoba ve Granada’da hala Arap kültürünün izlerini bulabiliriz. Kayıp şehirler, Albaicin’in karanlık parşömenlerinden fırlayarak kendilerini hatırlatır.
Bu benzerlik en yoğun İran’ın ulusal şairi Hafız’ın şarap, güzel kadınlar, gizemli taşlar ve Şiraz’ın mavi gecelerinden bahseden aşka dair gazellerinde görülür.



İber yarımadasında yer alan, Atlantik Okyanusu’ndaki Kanarya Adaları ve Afrika’nın kuzeyindeki Ceula ve Melilla şehirleri de, topraklarında bulunan İspanya Krallığı; sadece dört mevsimin yaşandığı bir ülke değil. Aynı zamanda hem Katolik hem Müslüman köklü kültürünün, derin izlerini taşıyan, bir ucu Afrika diğer ucu Akdeniz’e uzanan bir Avrupa ülkesi aslında. Boğa güreşleri kadar Elhamra’nın da flemenko kadar çingenelerin de mirası, mirasçısı.

Arkası Dönük Erkek Resmi Karakalem, Man Drawing

Arkası Dönük Erkek Resmi Karakalem, Man Drawing

Arkası Dönük Erkek Resmi Karakalem, Man Drawing

14 Haziran 2011 Salı

Fikret Otyam'ın, Fazıl Say'ın Kepez konserinden esinlenerek yaptığı tablo

Fazıl Say tablosuna 10 piyano

Ünlü ressam-gazeteci Fikret Otyam'ın, Fazıl Say'ın Kepez konserinden esinlenerek yaptığı tabloyu, öğrenci ve okullara hediye edilmek üzere Yamaha firması, 10 piyano karşılığında satın aldı. Piyanolar sahiplerini bulmaya başladı.
Sanat Formları
Antalya Büyükşehir Belediyesinden yapılan yazılı açıklamada, Antalya Büyükşehir Belediyesinin düzenlediği, Fazıl Say'ın sanat yönetmenliğini yaptığı Uluslararası Antalya Piyano Festivali'nin, Türkiye'nin dört bir yanındaki müzik

12 Haziran 2011 Pazar

Heykelcilik - Kabartma Sanatı

Heykelcilik - Kabartma Sanatı

Hattuşa Kral Sarayında bulunmuş boğa biçimli tören kapları
Hitit sanatında heykelin önemi büyüktü, çünkü tanrı heykelleri yurtlarının kutsal simgeleri olarak görülüyordu. Tanrılar tasvirlerde genellikle sağ elde bir silah ya da başka bir araç tutmalarıyla, kutsal bir hayvanın üzerinde durmalarıyla ya da kanat gibi ek organlar taşımalarıyla ayırt edilirler. Kral Muvatalli Hitit başkentini Hattuşa'dan güneydeki Tarhuntaşşa'ya taşıdığı zaman, tanrı heykellerini de götürmüştü. Kral, kendisi Mısır’la uğraşırken, Kaşkaların başkete girip heykelleri ele geçirmesinden korkuyordu.

Kabartma örneği



Kabartma örneği


Yüzey üzerine yapılan yükseltme ya da çökertmelere rölyef (kabartma) denir. Alçak ve yüksek rölyef olmak üzere ikiye ayrılır. Yüzey üzerine yükseltilerek yapılıyorsa yüksek rölyef; çökertilerek yapılıyorsa alçak rölyef adını alır.
Üzeri işlenebilir malzemeleri şekillendirme. Kabartma, sanat kolları dahil endüstri, tarım ve günlük hayatta da kullanılır.

11 Haziran 2011 Cumartesi

Yağlı Boya Tablo Tablolar Resim Sergisi - Prof. Dr. Kutlu Sevin

Yağlı Boya Tablo Tablolar Resim Sergisi


Prof. Dr. Kutlu Sevin dinlenmek için kendisine ayırdığı zamanlarda bu sayfada takip edebileceğiniz yağlı boya tabloları yapıyor..
Kendi deyimiyle 'amatörce' olan yağlı boya resim çalışmaları bir profesyonelin fırçasından çıkmı gibi..





Karlı Dağlar

Karlı dağlar geçit vermez, Garip gönlüm ağlar gülmez, Nazlı yarim gitti gelmez, Tanrım niçin aldın o gül yüzlümü.
Garip gönlüm kanlar ağlar, Gözlerimden yaşlar akar O güzelim lüle saçlar, Kalem kaşlar bal dudaklar Gel bana yarim Tanrım al beni beni de.
Karlı dağlar yol ver bana, Söyle gidem hangi yana, Elden birşey gelmiyor, Tanrım kavuştur beni ona.
Erkin Koray




Göl Kenarı

Yağlı boya tablo ya da resim yapmak

Yağlı boya tablo ya da resim yapmak insanı bambaşka bir dünyaya götürüyor. Günlük olayları, problemleri unutturuyor. Bunun amaçla yağlı boya tablo yapmak için ayırabileceğiniz küçük de olsa ayrı bir oda gerekiyor. Bu odanın mutlaka iyi ışık alan bir penceresi olmalı. Aksi halde lamba ışığında renkler farklı görünebilir. Ayrıca sessiz sakin bir oda olmalı, rahatsız edilmemelisiniz. Tabii istediğiniz anda mesela ilham geldiğinde hemen yağlı boya tablo nuza devam edebilmeniz için resim sehpanız kurulu, yağlı boya tüpleriniz ve fırçalarınız hazır olmalıdır. Ben yeşili ve maviyi çok severim. Özellikle yeşilin çoğu yağlı boya tablo mda hakim olduğunu görebilirsiniz. Belki de yeşili biraz fazla kullanmış olabilirim. Ama çoğu tablo mu hiçbir zaman tek kat boyayarak bitirmedim. İstediğim renkleri ve şekilleri bulana kadar bazen kurudukça yeniden defalarca boyuyorum ya da renkleri tamamen değiştiriyorum. Örneğin deniz ve dalgalar tablomda dalgaları defalarca boyadım sanki her boyada dalga patlayıp kayboluyor, yeniden boyamam gerektiğini hissediyordum. Göl kenarı konulu tablolarım ise herhalde doğaya olan özlemimi yansıtıyor olsa gerek.



9 Haziran 2011 Perşembe

Kandil - Aydınlatma Aracı Olarak KANDİLLER



Ateşin kontrol altına alınmasıyla ortaya çıkan aydınlatma araçlarından kandil, aydınlatma işlevini koruyarak günümüze kadar gelmiştir. Antik Çağ’da mezar hediyesi, yeni yıl hediyesi, Tanrı’nın ışığı olarak kutsal anlam içermesi, adak olarak sunulması gibi işlevleri bulunan kandil, günümüzde şehirlerde dekoratif bir süs eşyası olarak kullanılırken, köylerde halen aydınlatma işlevini sürdürmüştür.
Aydınlatma işlevli kandiller önceleri sadece evlerde kullanılmış olmalıdır. İlk kandiller çanak şekilli olduğundan bunları taşımak zordu ve bunlar muhtemelen sabit duruyorlardı. Sonraları, kandil formunun değişmesi yani üzerinin kapanması ile bunlar genel mekanların, agoraların ve sokakların aydınlatılmasında baş rolde yer almışlar. İki burnu olan kandillerle (bilychnis) ikiden fazla burnu olan kandiller (polymyxus) daha çok cadde ve sokaklarda fazla ışık sağlamak amacıyla kullanılmışlardır.

Urartu Mimarisi

UURARTU MİMARİSİ


Yaşadıkları ülkenin kayalık yapısı ve sert iklim koşullarına ayak uydurmayı başaran Urartuların en büyük ve özgün çalışmaları, mimari alanda olmuştur. Zira, büyük kaleler, kentler ile birlikte bu topraklarda yaşayacak tarıma dayalı bir toplum yapısı olmaksızın bölgede egemenlik kurmak, neredeyse imkansızdı. Urartulardan günümüze kalmış çok sayıda kale, kent, baraj, su bendi ve kanalı, karayolu ve kaya anıtları bu bayındırlık çalışmalarının en önemli tanıklarıdır. Ayrıca, ele geçirdikleri ülkelerde de savunma ve ekonomik amaçlı pek çok şehir kurmuşlardır. Urartularda mimarinin bu denli ileri gitmesinin en önemli nedeni, madencilik alanında ulaştıkları üst seviyedir. Zira bölgede bulunan gümüş, kurşun, bakır ve demir madenleri, VIII.-VI. yüzyıllar arasında yoğun bir biçimde işletilmiş ve demirden yapılan kazma, kürek, balyoz, kaldıraç ve murç gibi aletlerin yardımıyla pek çok mimari eser meydana getirilebilmiştir. Urartu mimarisi Asur mimarisinden farklı bir gelişme göstermiştir. Urartular genel olarak taş kaidelere basan ince, uzun ağaç direklerin hakim olduğu bir yapı tarzı kullanmıştır.


Bu mimari tarzı, teknik yönden olduğu kadar, sanat açısından da yetkin örnekler vermiştir. Arkeolojik araştırmalar sonucunda ortaya çıkarılan şehirlerde çok fazla mimari kalıntı yoktur. Taş temel üzerine kerpiçten yapılan evler, dikdörtgen planlı bir odayla, ona bağlı at nalı biçimli bölümden oluşurdu. Yine dikdörtgen planlı çok katlı saraylar ise ortadaki büyük salona açılan değişik işlevli mekanlardan meydana gelmekteydi. Tapınaklar ise, kutsal oda, avlu ve yan odalardan ibaretti. Avlu dinî törenlerin yapıldığı, kurbanların kesildiği bir alandı. Burada sunakla birlikte üzerinde kurbanın kanının akıtıldığı, ortası delik sunak taşı yeralmaktaydı. Büyük bir salonun çevresindeki odalardan meydana gelen mezarlar, kayalara oyulmuştu. Odaların duvarlarında değerli eşyaların konulduğu nişler yer almaktaydı.

Urartular - Urartu Resim Sanatı

Daha çok tunç eserler üzerindeki figürlerden tanınan Urartu resim sanatı, stilistik ve ikonografik yönden saray sanatı ve halk sanatı olmak üzere iki bölüme ayrılır.
Kemerler, at koşum takımları, kalkanlar, miğferler vb. eserler üzerinde karşılaşılan figürler tümüyle saray sanatının temsilcileridir. Bunlar saray atölyelerinde, Urartu bürokrasisinin siparişiyle çalışan sanatçılarca yapılmışlardır. Kaleler dışında yer alan kutsal alanlarda, adak olarak sunulmuş tunç levhalar ise halk sanatının örnekleri olarak gösterilebilir. Bunlara en iyi örnek, Giyimli’de bulunan levhalardır. Urartu resim sanatının en güzel örneklerinden biri de, tapınak ve sarayların duvarlarını süsleyen duvar resimleridir. Bu resimler büyük ölçüde Asur resim sanatından etkilenmişse de, motiflerin şekli ve üslup açısından farklılık gösterirler. Canlı ve renkli motiflerden oluşan duvar resimlerinde, geometrik ve bitkisel motifler ile çeşitli hayvan sahneleri işlenmiştir. M.Ö. 8. yy.ın sonu ile M.Ö. 7. yy.ın ikinci yarısına tarihlenen bu resimler, Doğu Anadolu’nun sert doğası içinde gelişen Urartu Uygarlığı’nın sanata gösterdiği ilginin büyüklüğünü göstermesi bakımından önemlidir.

6 Haziran 2011 Pazartesi

İstanbul Modern Sinema'da Almanya'dan Filmler

İstanbul Modern Sinema, bu yıl üçüncüsü düzenlenen Almanya'dan Yepyeni Filmler seçkisini 'Ölüm Bizi Ayırana Dek' başlığıyla sunuyor.
Goethe-Institut Istanbul işbirliğiyle 9-19 Haziran tarihleri arasında seyirciyle buluşacak olan seçkide, 2010 ve 2011 yıllarında çeşitli uluslararası festivallerde gösterilmiş ve ödül kazanmış, yılın öne çıkan Alman filmleri yer alıyor.Küratörlüğünü Goethe-Institut Istanbul Müdürü Claudia Hahn-Raabe, İstanbul Modern Film Programları Yöneticisi Müge Tüfenk, sinema yazarı Engin Ertan ve Goethe-Institut Istanbul Film ve Edebiyat Projeleri Sorumlusu Fügen Uğur’un yaptığı “Ölüm Bizi Ayırana Dek” başlıklı program, bu yıl “beraber yaşama” temasına odaklanıyor. Almanca ve Türkçe altyazılı gösterilecek 10 film, çekirdek aileden toplumun bütününe, şehirden kasabaya, arkadaşlık ilişkilerinden gruplaşmalara uzanan bir çeşitlilikte birlikte yaşamanın farklı çeşitlerini ele alıyor.

5 Haziran 2011 Pazar

The Favourite Poet - The Favourite Poet

The Favourite Poet - The Favourite Poet

Lawrence Alma-Tadema – A Harvest Festival

Lawrence Alma-Tadema – A Harvest Festival

Lawrence Alma-Tadema – a kiss ( Öpücük )

Lawrence Alma-Tadema – a kiss

İnsanın barbar hali - Ressam, ne güçlü yansıtmış insanlık bunalımını

İnsanın barbar hali

Kemal İskender'in insan figürü ile ilintili resimlerinin sıkıntıyı, darboğazları anlatması doğal değil mi? 'Ressam ne denli yoğun hissediyor, fırçasına ne güçlü yansıtmış insanlık bunalımını' demek için birebir, İş Bankası Kibele salonlarında dolaşmak.
Güzel Sanatlar
Serginin adı “Barbarlar: Diğer İroni”. İnsanın barbar haline göndermeyi anımsatıyor doğal olarak. Onlarca insan figürünün hareketli hallerinde hırsla, doyumsuzlukla, çözümsüzlükle donandığını izliyoruz. Dur yok, durak yok bu tuvallerdeki insanlarda.

3 Haziran 2011 Cuma

Batı Resim Sanatı Tarihi

Gotik-Rönesans : Gotik , 12 yy. ikinci yarısında Romanesk tarzının değişime uğramasıyla ortaya çıkan ve Rönesansı başlatan akımdır. Gotik sanatı her ülke kültürü kendi içinde şekilenerek bütün Hristiyan dünyasına yayılmıştır. 13 yy. itibaren görsel sanatlardada uygulanmaya başlanmıştır. Kişilerin veya nesnelerin doğal gösterimi yerine düzenleme ve oranların önemi ve dini akımlara uygun renk seçimleri ön plana çıkmıştır.
Rönesans , 14 – 15. yüzyıl İtalya’sında batı ile klasik antikite arasında sanat, bilim, felsefe ve mimarlıkta bağın tekrar kurulmasını sağlayan, İslam filozof ve bilim insanlarının çalışmalarının çeviri yoluyla alındığı, deneysel düşüncenin canlandığı, insan yaşamı (hümanizm) üzerine yoğunlaşıldığı, matbaanın bulunmasıyla bilginin geniş kitlelerle paylaşımının arttığı ve radikal değişimlerin yaşandığı dönemdir. Yeni çağda İtalyan resminin tarihi Cimabue (1240-1302) ve Giotto (1267-1337) ile başlar . Resim sanatında antik mirastan etkilenme heykel sanatı kadar fazla değildir. Bunun sebebi resmin daha az yığınlar tarafından görülmesidir. İtalyan Rönesansı heykeltraş Nicola Pisano ile başlatılır ve 1260 tarihi konur.
Cimabue ve Pietro Cavallini aynı dönem yaşamıştır. Her ikisininde Giotto’nun hocaları olduğu varsayılır. Giotto ustalarını aşarak sadece İtalya cevresini değil tüm avrupayı derinden etkileyecek bir tarz yakalamıştır. Resimlerinde hikayelere yer vermesi ve bu hikayelerdeki yüz ifadeleri onu diğerlerinden ayırmıştır. Uslubu İtalyan şair Dante ‘nin Latince yerine halk dilini kullanmasına benzetilir.14 yy. tamamen Giotto etkisinde kalmış ve taklit edilmiştir. Bu yüzyıladaki bu taklit anlayışının sebebi Giotto’nun iyi kavranılamamış olmasından kaynaklıdır. Onun yolunda Taddeo Gaddi ve Bernardo Daddi resme nakış ve renk özelliğinide ekleyerek Duccio di Booninsegna ile başlayan Siena okulunun karakteristiği ortaya çıkmıştır.


Giotto – Kiss of Judas
Duccio resmin hikayesi yönüne karşılıklar aramada Giotto’dan farklı davranmıştır. Realizm yönünden oda bir devrimcidir fakat üslubun derinliğinde kütleyi değil yüzeyi değerlendirir. Duccio Fransız Gotik sanatındanda etkilenmiştir. Giotto’nun kütle derinlik arayan cesur ve güçlü üslubuyla zıtlık halindedir.

Sanatsal Resimler - Mary Magdalene II




Cagnacci - Maddalena svenuta
Cagnacci - Maddalena sollevata da un angelo

Maksim Görki'nin yazdığı "Güneş'in Çocukları" adlı oyununu sahnelenecek

Güneş'in Çocukları

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'ne bağlı Devlet Konservatuvarı Ana Sanat Dalı öğrencileri 2010- 2011 oyun projesi kapsamında Maksim Görki'nin yazdığı "Güneş'in Çocukları" adlı oyununu sahnelenecek.
Sanat Formları
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’ne bağlı Devlet Konservatuvarı Ana Sanat Dalı öğrencilerinin 2010 – 2011 oyun projesi olan Maksim Görki'nin yazdığı “Güneş’in Çocukları” oyunu 4 Haziran Cumartesi günü(Yarın) saat 20.00'de Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde sahnelenecek.