Japon gösteri sanatı. Müzik, dans ve şiiri birleştiren bu tiyatro
biçimiyle, türün kuralları kesin olan ve olaya önem veren Batı tiyatrosu
arasında bir benzerlik kurmak güçtür. No’da dansın ve şarkının desteği
olan metin, yalnızca birkaç temel kompozisyon kuralına uymak zorundadır;
düzenli bir biçimde olan no’da olay, düş ve gerçek arasında gidip gelen
bir atmosfer yararına gelişir; no’ nun kimi zaman dinsel temalara ya da
Buddhacı öğretinin bazı noktalarıyla ilgili tartışmalara dayanması,
aydınlatıcı bir gösteri halini aldığı tapınaklarda doğmuş olmasından
kaynaklanır. Amacı, gerçeğin kalıcı, güzelin de dayanıklı olmadığını
hissettirmektir. XVI.
İnsanda Heyecan ve Hayranlik Uyandıran Sanatlar # Resim, Heykel # Hareket Sanatları # Tiyatro & Dramatik Sanatlar # Fotoğrafçılık - Fotoğrafçılık Eğitim Dersleri # Grafik ve Tasarım
sanatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sanatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
16 Nisan 2015 Perşembe
14 Ocak 2012 Cumartesi
Yüz Boyama Sanatı ve Güzel Kadın Gözleri, The Art Of Face Painting Beautiful Eyes
Yüz Boyama Sanatı , Güzel Kadın Gözleri, The Art Of Face Painting , Beautiful Eyes

yüz boyama sanatı ve güzel kadın gözleri, The art of face painting beautiful eyes
#Resim, Heykel #Hareket Sanatları # Tiyatro & Dramatik Sanatlar # Fotoğrafçılık - Fotoğrafçılık Eğitim Dersleri # Grafik ve Tasarım
yüz boyama sanatı ve güzel kadın gözleri, The art of face painting beautiful eyes
#Resim, Heykel #Hareket Sanatları # Tiyatro & Dramatik Sanatlar # Fotoğrafçılık - Fotoğrafçılık Eğitim Dersleri # Grafik ve Tasarım
3 Ocak 2012 Salı
Zincir ve zincir parçalarıyla Heykel Sanatı
'Zincir'leme sanat
Güney Koreli heykeltraş Seo Young Deok eserlerinde zincir ve zincir parçalarını kullanıyorZincir ve zincir parçalarıyla Heykel Sanatı
güzel sanatlar,resim,fotoğrafçılık,dans,tiyatro
heykel,
parçalarıyla,
sanatı,
zincir
24 Ağustos 2011 Çarşamba
Kum Sanatı - Kumdan kaleler ve daha fazlası
Kumdan kaleler ve daha fazlası
Tatil sezonunun yaşandığı bu dönemde deniz tatilcileri için sahilde kumdan kale veya benzeri yapılar yükseltmek vazgeçilmez eğlencelerden biri. Ancak bu işi ileriye götürenler 'kumdan kale' konseptini adeta sanata dönüştürüyor.

Kumdan dünyalar
Tatil sezonunun yaşandığı bu dönemde deniz tatilcileri için sahilde kumdan kale veya benzeri yapılar yükseltmek vazgeçilmez eğlencelerden biri. Ancak bu işi ileriye götürenler 'kumdan kale' konseptini adeta sanata dönüştürüyor.
Kumdan dünyalar
22 Haziran 2011 Çarşamba
El Sanatları Çini Sanatı
Çini Sanatı:
Anadolu toprakları sadece tarihi ve doğasıyla değil, el emeği göz nuru güzellikleriyle de bir yeryüzü cenneti. İşte üç kıtanın renkleri birbirine karışmış eşsiz lezzetleri ve sanat harikaları… İmparatorluklara bile yenilmeyen kültürel hazineleri…
Türk çini sanatının tarihi ilk Müslüman Türk devletlerinden olan Karahanlılar'a dayanıyor. Büyük Selçuklular ve Anadolu Selçukluları, çiniyi mimari süslemelerde sıkça kullandı. Anadolu Selçuklu Devleti'nin dağılmasından sonra ise Çini sanatında Osmanlı Devleti'nin kuruluşuyla yeni bir dönem başladı. İlk Osmanlı dönemi İznik çinileri, Bursa Yeşil Cami ve türbesinde, Bursa Muradiye Camii'nde, Edirne Muradiye Camii ve Çinili Köşk’te görülebilir. Bunlar genellikle mozaik veya sırlı boya tekniği ile üretilmiş çiniler. Bu dönem çinilerinde lacivert, mavi, turkuaz, siyah renkleri daha çok kullanılmış ve daha çok geometrik desenler ağırlıkta...
Anadolu toprakları sadece tarihi ve doğasıyla değil, el emeği göz nuru güzellikleriyle de bir yeryüzü cenneti. İşte üç kıtanın renkleri birbirine karışmış eşsiz lezzetleri ve sanat harikaları… İmparatorluklara bile yenilmeyen kültürel hazineleri…
Türk çini sanatının tarihi ilk Müslüman Türk devletlerinden olan Karahanlılar'a dayanıyor. Büyük Selçuklular ve Anadolu Selçukluları, çiniyi mimari süslemelerde sıkça kullandı. Anadolu Selçuklu Devleti'nin dağılmasından sonra ise Çini sanatında Osmanlı Devleti'nin kuruluşuyla yeni bir dönem başladı. İlk Osmanlı dönemi İznik çinileri, Bursa Yeşil Cami ve türbesinde, Bursa Muradiye Camii'nde, Edirne Muradiye Camii ve Çinili Köşk’te görülebilir. Bunlar genellikle mozaik veya sırlı boya tekniği ile üretilmiş çiniler. Bu dönem çinilerinde lacivert, mavi, turkuaz, siyah renkleri daha çok kullanılmış ve daha çok geometrik desenler ağırlıkta...
güzel sanatlar,resim,fotoğrafçılık,dans,tiyatro
Çini,
el sanatları,
sanatı
9 Haziran 2011 Perşembe
Urartular - Urartu Resim Sanatı
Daha çok tunç eserler üzerindeki figürlerden tanınan Urartu resim sanatı, stilistik ve ikonografik yönden saray sanatı ve halk sanatı olmak üzere iki bölüme ayrılır.
Kemerler, at koşum takımları, kalkanlar, miğferler vb. eserler üzerinde karşılaşılan figürler tümüyle saray sanatının temsilcileridir. Bunlar saray atölyelerinde, Urartu bürokrasisinin siparişiyle çalışan sanatçılarca yapılmışlardır. Kaleler dışında yer alan kutsal alanlarda, adak olarak sunulmuş tunç levhalar ise halk sanatının örnekleri olarak gösterilebilir. Bunlara en iyi örnek, Giyimli’de bulunan levhalardır. Urartu resim sanatının en güzel örneklerinden biri de, tapınak ve sarayların duvarlarını süsleyen duvar resimleridir. Bu resimler büyük ölçüde Asur resim sanatından etkilenmişse de, motiflerin şekli ve üslup açısından farklılık gösterirler. Canlı ve renkli motiflerden oluşan duvar resimlerinde, geometrik ve bitkisel motifler ile çeşitli hayvan sahneleri işlenmiştir. M.Ö. 8. yy.ın sonu ile M.Ö. 7. yy.ın ikinci yarısına tarihlenen bu resimler, Doğu Anadolu’nun sert doğası içinde gelişen Urartu Uygarlığı’nın sanata gösterdiği ilginin büyüklüğünü göstermesi bakımından önemlidir.
Kemerler, at koşum takımları, kalkanlar, miğferler vb. eserler üzerinde karşılaşılan figürler tümüyle saray sanatının temsilcileridir. Bunlar saray atölyelerinde, Urartu bürokrasisinin siparişiyle çalışan sanatçılarca yapılmışlardır. Kaleler dışında yer alan kutsal alanlarda, adak olarak sunulmuş tunç levhalar ise halk sanatının örnekleri olarak gösterilebilir. Bunlara en iyi örnek, Giyimli’de bulunan levhalardır. Urartu resim sanatının en güzel örneklerinden biri de, tapınak ve sarayların duvarlarını süsleyen duvar resimleridir. Bu resimler büyük ölçüde Asur resim sanatından etkilenmişse de, motiflerin şekli ve üslup açısından farklılık gösterirler. Canlı ve renkli motiflerden oluşan duvar resimlerinde, geometrik ve bitkisel motifler ile çeşitli hayvan sahneleri işlenmiştir. M.Ö. 8. yy.ın sonu ile M.Ö. 7. yy.ın ikinci yarısına tarihlenen bu resimler, Doğu Anadolu’nun sert doğası içinde gelişen Urartu Uygarlığı’nın sanata gösterdiği ilginin büyüklüğünü göstermesi bakımından önemlidir.
3 Haziran 2011 Cuma
Batı Resim Sanatı Tarihi
Gotik-Rönesans : Gotik , 12 yy. ikinci yarısında Romanesk tarzının değişime uğramasıyla ortaya çıkan ve Rönesansı başlatan akımdır. Gotik sanatı her ülke kültürü kendi içinde şekilenerek bütün Hristiyan dünyasına yayılmıştır. 13 yy. itibaren görsel sanatlardada uygulanmaya başlanmıştır. Kişilerin veya nesnelerin doğal gösterimi yerine düzenleme ve oranların önemi ve dini akımlara uygun renk seçimleri ön plana çıkmıştır.
Rönesans , 14 – 15. yüzyıl İtalya’sında batı ile klasik antikite arasında sanat, bilim, felsefe ve mimarlıkta bağın tekrar kurulmasını sağlayan, İslam filozof ve bilim insanlarının çalışmalarının çeviri yoluyla alındığı, deneysel düşüncenin canlandığı, insan yaşamı (hümanizm) üzerine yoğunlaşıldığı, matbaanın bulunmasıyla bilginin geniş kitlelerle paylaşımının arttığı ve radikal değişimlerin yaşandığı dönemdir. Yeni çağda İtalyan resminin tarihi Cimabue (1240-1302) ve Giotto (1267-1337) ile başlar . Resim sanatında antik mirastan etkilenme heykel sanatı kadar fazla değildir. Bunun sebebi resmin daha az yığınlar tarafından görülmesidir. İtalyan Rönesansı heykeltraş Nicola Pisano ile başlatılır ve 1260 tarihi konur.
Cimabue ve Pietro Cavallini aynı dönem yaşamıştır. Her ikisininde Giotto’nun hocaları olduğu varsayılır. Giotto ustalarını aşarak sadece İtalya cevresini değil tüm avrupayı derinden etkileyecek bir tarz yakalamıştır. Resimlerinde hikayelere yer vermesi ve bu hikayelerdeki yüz ifadeleri onu diğerlerinden ayırmıştır. Uslubu İtalyan şair Dante ‘nin Latince yerine halk dilini kullanmasına benzetilir.14 yy. tamamen Giotto etkisinde kalmış ve taklit edilmiştir. Bu yüzyıladaki bu taklit anlayışının sebebi Giotto’nun iyi kavranılamamış olmasından kaynaklıdır. Onun yolunda Taddeo Gaddi ve Bernardo Daddi resme nakış ve renk özelliğinide ekleyerek Duccio di Booninsegna ile başlayan Siena okulunun karakteristiği ortaya çıkmıştır.

Rönesans , 14 – 15. yüzyıl İtalya’sında batı ile klasik antikite arasında sanat, bilim, felsefe ve mimarlıkta bağın tekrar kurulmasını sağlayan, İslam filozof ve bilim insanlarının çalışmalarının çeviri yoluyla alındığı, deneysel düşüncenin canlandığı, insan yaşamı (hümanizm) üzerine yoğunlaşıldığı, matbaanın bulunmasıyla bilginin geniş kitlelerle paylaşımının arttığı ve radikal değişimlerin yaşandığı dönemdir. Yeni çağda İtalyan resminin tarihi Cimabue (1240-1302) ve Giotto (1267-1337) ile başlar . Resim sanatında antik mirastan etkilenme heykel sanatı kadar fazla değildir. Bunun sebebi resmin daha az yığınlar tarafından görülmesidir. İtalyan Rönesansı heykeltraş Nicola Pisano ile başlatılır ve 1260 tarihi konur.
Cimabue ve Pietro Cavallini aynı dönem yaşamıştır. Her ikisininde Giotto’nun hocaları olduğu varsayılır. Giotto ustalarını aşarak sadece İtalya cevresini değil tüm avrupayı derinden etkileyecek bir tarz yakalamıştır. Resimlerinde hikayelere yer vermesi ve bu hikayelerdeki yüz ifadeleri onu diğerlerinden ayırmıştır. Uslubu İtalyan şair Dante ‘nin Latince yerine halk dilini kullanmasına benzetilir.14 yy. tamamen Giotto etkisinde kalmış ve taklit edilmiştir. Bu yüzyıladaki bu taklit anlayışının sebebi Giotto’nun iyi kavranılamamış olmasından kaynaklıdır. Onun yolunda Taddeo Gaddi ve Bernardo Daddi resme nakış ve renk özelliğinide ekleyerek Duccio di Booninsegna ile başlayan Siena okulunun karakteristiği ortaya çıkmıştır.
Giotto – Kiss of Judas
Duccio resmin hikayesi yönüne karşılıklar aramada Giotto’dan farklı davranmıştır. Realizm yönünden oda bir devrimcidir fakat üslubun derinliğinde kütleyi değil yüzeyi değerlendirir. Duccio Fransız Gotik sanatındanda etkilenmiştir. Giotto’nun kütle derinlik arayan cesur ve güçlü üslubuyla zıtlık halindedir.
9 Mayıs 2011 Pazartesi
Osmanlılar Dönemi Türk Sanatı
Osmanlılar Dönemi Türk Sanatı

Oğuz boylarının Kayı boyuna mensup olan Türkler, 12299'da Söğüt'te Osmanlı devletini kurdular. Zamanla, çağının en kudretli imparatorluğu haline gelen bu siyasi teşekkül zamanında, Türk Sanatı da evrensel bir sanat olarak Dünya Sanat Tarihi'ndeki seçkin yerini aldı.
Osmanlı Mimarları, geçmiş devirlerdeki Türk mimari ekollerinden farklı olarak mimaride, sadeliği ve mimarinin kendisinden doğan güzelliği tercih ettiler. Yapıların üstünü örtme konusunda özellikle kubbeyi uyguladılar. Düğer örtü sistemleri ikinci plânda kaldı. Osmanlı mimarisinde son derece çeşitlilik arz eden mimari tipler, o zamana kadar ulaşan mimari form ve plân anlayışını geliştirerek, geleneksel mimarideki birçok sorunu başarı ile çözdüler.
Oğuz boylarının Kayı boyuna mensup olan Türkler, 12299'da Söğüt'te Osmanlı devletini kurdular. Zamanla, çağının en kudretli imparatorluğu haline gelen bu siyasi teşekkül zamanında, Türk Sanatı da evrensel bir sanat olarak Dünya Sanat Tarihi'ndeki seçkin yerini aldı.
Osmanlı Mimarları, geçmiş devirlerdeki Türk mimari ekollerinden farklı olarak mimaride, sadeliği ve mimarinin kendisinden doğan güzelliği tercih ettiler. Yapıların üstünü örtme konusunda özellikle kubbeyi uyguladılar. Düğer örtü sistemleri ikinci plânda kaldı. Osmanlı mimarisinde son derece çeşitlilik arz eden mimari tipler, o zamana kadar ulaşan mimari form ve plân anlayışını geliştirerek, geleneksel mimarideki birçok sorunu başarı ile çözdüler.
güzel sanatlar,resim,fotoğrafçılık,dans,tiyatro
dönemi,
mimari,
mimarlık,
osmanlılar,
sanatı,
türkçe
2 Mayıs 2011 Pazartesi
Plastik Sanatlar - Rölyef (Kabartma Sanatı)
Rölyef; kabartma kabariklik anlamlarinda kullanilir. Iki boyutlu olan resim ile uc boyutlu olan heykel arasinda bir gecis olarak yer almaktadir.Rölyefler alcak ve yuksek olarak iki sekilde uygulanmaktadir. malzeme olarak seramik, polyester, alc?, metel ve mermer gibi malzemelerden imal edilmektedirler.
Aşşada verilen çalışma örnekleri Timur Tekbaş'a aittir.
Diğer çalışmalarını takip edebileceğiniz blog adresi
http://denemehtml.blogspot.com/
Aşşada verilen çalışma örnekleri Timur Tekbaş'a aittir.
Diğer çalışmalarını takip edebileceğiniz blog adresi
http://denemehtml.blogspot.com/
güzel sanatlar,resim,fotoğrafçılık,dans,tiyatro
heykelcilik,
kabartma,
kabartma sanatı,
plastik sanatlar,
rölyef,
sanatı
1 Mayıs 2011 Pazar
Hat Sanatı / El Yazmaları
Hat Sanatı
,
Arapça'da çizgi ya da bir satır yazı anlamına gelen hat sözcüğü, bugün Arap harfleriyle yazılmış güzel el yazısı karşılığı olarak kullanılmaktadır. Hat; güzel yazi sanati olup, yazarlarina hattat denir: Kûfî, Sülüs, Nesih, Muhakkak, Reyhânî, Tevkî', Icâze, Ta'lik, Divânî, Celi, Rik'a, Ma'kili dâhil, bin kadar çesidi vardi. Halicilik, kumasçilik, dericilik, ciltçilik, kitapçilik, tezhipçilik, porselencilik, kehribarcilik, mürekkepçilik, mobilya, sandalcilik da ayri birer sanat dali olarak, her sahada eserler verildi.
Arapça'da çizgi ya da bir satır yazı anlamına gelen hat sözcüğü, bugün Arap harfleriyle yazılmış güzel el yazısı karşılığı olarak kullanılmaktadır. Hat; güzel yazi sanati olup, yazarlarina hattat denir: Kûfî, Sülüs, Nesih, Muhakkak, Reyhânî, Tevkî', Icâze, Ta'lik, Divânî, Celi, Rik'a, Ma'kili dâhil, bin kadar çesidi vardi. Halicilik, kumasçilik, dericilik, ciltçilik, kitapçilik, tezhipçilik, porselencilik, kehribarcilik, mürekkepçilik, mobilya, sandalcilik da ayri birer sanat dali olarak, her sahada eserler verildi.
20 Mart 2011 Pazar
Klasik Dönem Osmanlı Sanatı
KLASİK DÖNEM OSMANLI SANATI
İkinci Bayezid döneminden 16. yüzyılın sonuna kadar olan süre, Osmanlı mimarisinin “Klasik Dönemi” olarak adlandırılır. II.Bayezid ile başlayan bu döneme, aynı zamanda “Büyük Külliyeler Devri” de denilebilir.
Osmanlı devleti, Fatih Sultan Mehmed’le birlikte imparatorluk niteliği kazanmıştır. Erken dönemde de külliye sayısı hayli çok olmakla birlikte kent planlamasına pek büyük katkıları yoktu.
Osmanlı devleti, Fatih Sultan Mehmed’le birlikte imparatorluk niteliği kazanmıştır. Erken dönemde de külliye sayısı hayli çok olmakla birlikte kent planlamasına pek büyük katkıları yoktu.
Erken Dönem Osmanlı Sanatı
ERKEN OSMANLI SANATI
(Başlangıcından Fatih Dönemi Sonuna Kadar)
(Başlangıcından Fatih Dönemi Sonuna Kadar)
Yıldız Demiriz
Osmanlı mimarisinin erken döneminden günümüze gelen yapıların çoğu dini mimariye bağlıdır. Dönem üsluplarını ve plan gelişmesini kesintisiz inceleyebileceğimiz başlıca yapı grubu ise camilerdir. Camileri plan ve işlevlerine göre gruplara ayırmak da tanıtımı kolaylaştırıcı olacaktır.Osmanlı Devrinde Bahçe Sanatı
Osmanlı Devrinde Bahçe Sanatı
Tarihler boyunca Osmanlı medeniyeti için bir değer oluşturmuştur bahçeler… Osmanlı tarihçileri imparatorluğun askeri, siyasi durumu ve gelişimi hakkında fazlaca bilgi verdikleri halde, medeni durum ve yönlerinin gelişimine ışık tutabilecek bilgileri vermekten sakınmaları veya ihmal etmeleri sonucu, Osmanlı medeniyetinin esas bünyesi içinde parçalanmaz bir unsur olan bahçelerin tarihsel gelişimi ile ilgili yeterli sayılabilecek bilgiler günümüze ulaşmamıştır ne yazık ki… Mevcud kaynaklardan elde edilen bilgilerin yeterli olmayışı, diğer taraftan da aid oldukları devirlerden kalma bahçe örneklerinin günümüze ulaşmamış olmaları, Osmanlı bahçeciliği üzerine yapılan araştırmaları zora sokmaktadır takdir edersiniz ki.
Bu olumsuzluklarla birlikte, mevcud olan kısıtlı kaynaklardan elde edilen bilgiler ışığında edindiğimiz kanaat doğrultusunda asla ihmal etmedikleri bahçecilik alanındaki durum, aşama, faaliyet ve hamleleri, belli başlı örnekleri kısmen de olsa hatırlatılarak, Türk Bahçecilik Tarihi’ne dair bir pencere açılmış olacaktır.
Neredeyse bütün tezyinatında çiçeklerden esinlenen ve bunu çeşitli örnekler halinde taşından toprağına kadar aşılayan bir milletin, hem estetik hem işlevsel manada bahçelere gereken önemi vermemeleri çok uzak bir ihtimaldir. Eski ve yeni bütün medeni milletlerde görülen ilk vatansever ve medeni gelişme adımının bahçe yaratmakla başladığını kabul ettiğimize göre, Türk bahçeciliğinin her halde çok eski devirlere kadar uzanıp giden bir geçmişi olması da mantıken icab eder. Ayrıca bahçecilik ve çiçekcilik alanında vaktiyle yetişen Türk ve bilhassa Osmanlı mütehassıslarının sayıca bolluğu ise, diğer milletlerinkiyle her bakımdan boy ölçüşebilecek durumda oldukları da bir gerçektir.
Osmanlı Türklerinde bahçeciliğin bir bilim dalı ve sanat olarak görülmesi oldukça eski tarihlere dayanır.Bu eskiliğin hicri 900 (1495) tarihlerinden daha geçmiş zamanlara doğru uzanıp gittiğini gösterecek nitelikte “Tezkire-i şükufeciyan”, “Revnaku’l-ezhar”, “Şükufenama”, “Mi’yaru’l-ezhar”, “Ferahname” ve”Garsname” gibi bir takım tarihi kaynaklara rastlanmaktadır. Hicri 1100 (1689) yıllarında Şehremini Cami’nin hatibi olan Übeydullah Efendi yazdığı Netayicü’l-ezhar (Tezkire-i şükufeciyan) adlı çiçekci kitabında çiçekseverliğe gayret edilmesinin çiçek yetiştirmede ne derecede etkili olduğundan, zamanında mevcud olan çiçeklerin kimler tarafından ilk olarak yetiştirildiğinden bahsetmektedir.
Ayrıca alfabetik sırayla çiçekçilikle uğraşan şahısların adlarını da kitabında sıralamıştır ki, bunlar arasında Ebüssuud Efendi ile İbrahim Han zade Ali ve Mehmed beyler, İmam zade Mehmed Çelebi, Yeniçeri efendisi İsmail, Anbarcı zade, Bostan zade Mehmed Efendi, Piri Paşa zade Seyyid Cemali Bey, Tezkireci Mehmed Efendi, Tacir Mustafa Çelebi, Cüce Hüseyin Çelebi ve Hasan Beşe gibi isimler bulunmaktadır. Übeydullah Efendi’nin bu eseri, Osmanlı bahçeciliğinin geçmişi incelenirken başvurulması gereken tarihi kaynakların başında gelir. Bunlardan başka Avcı Sultan Mehmed devrinde yaklaşık 1667 yıllarında Şükufename-i musavver adlı bir eser yazan Ali Çelebi ile Dördüncü Murad’ın aynı zamanda hekimbaşılığını yapan Kasımpaşalı Emin Mehmed Efendi, Hoca Sadü’ddin zade Salih Efendi, Tophaneli hattat Mahmut Çelebi, Dede Bey, Koca Mustafa şeyhi Hasan Efendi, Sarıyerli Solak zade oğlu, Fındıklılı Molla Çelebi, Üsküdarlı Muharrem usta, Çorbacı oğlu, Eyüblü veli Çelebi, Hasankaptan zade ve Üçüncü Ahmed devrinde yaşamış Üsküdarlı Toygarbaba lakabıyla bilinen Hamza Çelebi’yi sayabiliriz.
Türkiye’de ve özellikle İstanbul, Edirne, Bursa gibi büyük şehirlerde eski devirlere aid Osmanlı bahçelerinin tasarımı, mimarisi, biçim ve içerikleri, kullanılan harç ve materyalleri hakkında yeterli derecede bilgi olmadığına, bunun yanında bahçe örneklerinin de günümüze ulaşmadığına temas etmiştik. Bahçelerle ilgili bilgilere başta eski minyatürler, divanlar, tarihler ve özellikle, isimlerinden bahsettiğimiz çiçek ve bahçelere dair yazılmış eserlerle arşiv belgelerinde rastlanmaktadır. Bu kaynaklar klasik devirdeki Osmanlı bahçelerinin nitelik ve özellikleri hakkında yeterli olmasa bile aşağı yukarı bir fikir verebilmektedir. Bu fikirler doğrultusunda, Osmanlı bahçelerinde genellikle dört köşe büyük mermer havuzlar, gölge veren ve meyva yetiştiren büyük ağaçlar, sarmaşıklı ve salkımlı çardaklar, sed ve merdivenler, fıskiye ve selsebiller, çeşme ve ağzından su akan arslan heykelleri, gülistanlar, lalezar ve çemenzarlar gibi canlı ve cansız materyallerin bulunduğu yühsek ihtimal dahilindedir. Osmanlı bahçelerinin tasarımlarında karakteristik olarak havuz (daha ileri dönemlerde yapay gölet ve şelaleler de mevcut), fıskiye, selsebil, çeşme, ağzından su akan heykeller v.s. gibi daha çok suya dayalı cansız materyaller ile çeşitli canlı materyallerin kullanılmasında, islamiyette yapılan cennet tasvirinin; “cennet içinden ırmaklar akan, büyük havuzlar ve şelaleler bulunan, çeşitli türlerde ağaçlar ile hurma bahçeleri ve üzüm bağlarından oluşan bir bahçe mekanı olarak vurgulanmaktadır” rolü büyüktür.
Osmanlı’da dünyevi mekanda bir cennet köşesi yaratma arzusu ile bahçelerinde bu tür canlı ve cansız materyalleri kullanarak karekteristik Osmanlı bahçesini meydana getirmiştir. Bahçelerde canlı materyal olarak çınar, dışbudak, ıhlamur, karaağaç, çitlenbik, defne, erguvan, ve ahlat v.s. gibi büyük ağaçlardan, gül, lale, sünbül, zerrin ve karanfillerv.s. gibi bezeme elemanlarından bahsedilebilir. Bundan başka Osmanlı devri bahçelerinin mimari ve geometrik açıdan, bir tabiat taklidi eser olmadığını da kabul etmek gerekir. Bu durumda Osmanlı devri bahçesini, Osmanlı mimarisi gibi sadece milli bir zevk ve duygunun ürünü olarak düşünmek gerekir. “Süs” ten ziyade “mantık” ve “fayda” ya önem veren bu zevk ve duygu, yarattığı bahçesinde de kendisini göstermiş ve bu nedenle çiçek kadar yemişe ve ağaca da değer vermiştir. Ayrıca Osmanlı devrinde Türk bahçesinin, bahsettiğimiz belli başlı unsurları gibi; bir ev veya bir konağın, bir köşk veya bir sarayın en önemli bir bölümü olduğunu da göz önünde bulundurmak gerekir. Aralarında yerin konumu ve müsadesine göre değişik şekillerde tasarlanarak yapılmış olanlar gibi bazı ayrılıklar bulunmasına rağmen içerik ve karakter itibariyle birbirlerine aşağı yukarı benzemektedirler.
Osmanlı devrinde İstanbul’da her ev veya konakta olduğu gibi padişahlara aid saray, kasır ve köşklerinde birer bahçesi olduğu bilinmektedir. Gerek Osmanlı tarihlerinde, gerekse basılmamış arşiv belgelerinde bu gibi yerlerden bahçe olarak bahsedilmektedir. Önceleri sahiplerinin elinde iken sonraları ölüm, terk gibi daha birçok nedenden dolayı padişahlara intikal eden bahçeler de mevcuttur. Osmanlı srayında bulunan asıl hasbahçe haricinde, yine padişahlara tahsis edilen İstanbul bahçeleri de vardı. Bilindiği gibi İstanbul’da Topkapı Sarayı’ndaki Hasbahçe içindeki binaların bir çoğu ilim ve sanat öğretilen irfan yuvaları idi. Osmanlı’da ilim veya sanat akademisi sayılan bu yere Hasbahçe denilirdi. Mimar Koca Sinan ile Mimar Mehmed Ağa’nın hep bu hasbahçedeki çalışma mekanlarından ilham alarak yetiştiklerini biliyoruz.
Şahsi gelirlerinin bir kısmını veya şahsi zevklerinin belli bir bölümünü temin ve tatmin etmek amacıyla Osmanlı padişahlarının İstanbul’un muhtelif yerlerinde bahçeler tesis ve işletmeleri çok eski bir usuldü ve bu iş Osmanlı sarayında önemli bir yer işgal eden bostancılar sınıfının esas görevini teşgil ediyordu. Ayrıca Rumeli’de Tunca ve Meriç vadilerinde Edirne sarayına bağlı geniş sahalar işgal eden bu cins bahçeler mevcuddu. Bostancı ocağında görevli kişiler, ya sarayın Hasbahçesi’nde veya saray haricindeki, diğer bahçe ve bostanlarda hizmet ederlerdi. Bostancı ocağı dokuz dereceli bir sınıftan oluşmaktaydı. Bahçe ve bostan işleriyle meşgul olan bostancılar, Hasbahçe ve hassa bostancıları olarak iki kısımdı. Birinci kısım yirmi bölüktü; ve sarayda Hasbahçe’ye bakarlardı.Saray dışındaki bahçe ve bostanlarda çalışan bostancılar, üstad denilen başlarının gözetimi altında ayrı ayrı topluluk halinde idiler.
Bu olumsuzluklarla birlikte, mevcud olan kısıtlı kaynaklardan elde edilen bilgiler ışığında edindiğimiz kanaat doğrultusunda asla ihmal etmedikleri bahçecilik alanındaki durum, aşama, faaliyet ve hamleleri, belli başlı örnekleri kısmen de olsa hatırlatılarak, Türk Bahçecilik Tarihi’ne dair bir pencere açılmış olacaktır.
Neredeyse bütün tezyinatında çiçeklerden esinlenen ve bunu çeşitli örnekler halinde taşından toprağına kadar aşılayan bir milletin, hem estetik hem işlevsel manada bahçelere gereken önemi vermemeleri çok uzak bir ihtimaldir. Eski ve yeni bütün medeni milletlerde görülen ilk vatansever ve medeni gelişme adımının bahçe yaratmakla başladığını kabul ettiğimize göre, Türk bahçeciliğinin her halde çok eski devirlere kadar uzanıp giden bir geçmişi olması da mantıken icab eder. Ayrıca bahçecilik ve çiçekcilik alanında vaktiyle yetişen Türk ve bilhassa Osmanlı mütehassıslarının sayıca bolluğu ise, diğer milletlerinkiyle her bakımdan boy ölçüşebilecek durumda oldukları da bir gerçektir.
Osmanlı Türklerinde bahçeciliğin bir bilim dalı ve sanat olarak görülmesi oldukça eski tarihlere dayanır.Bu eskiliğin hicri 900 (1495) tarihlerinden daha geçmiş zamanlara doğru uzanıp gittiğini gösterecek nitelikte “Tezkire-i şükufeciyan”, “Revnaku’l-ezhar”, “Şükufenama”, “Mi’yaru’l-ezhar”, “Ferahname” ve”Garsname” gibi bir takım tarihi kaynaklara rastlanmaktadır. Hicri 1100 (1689) yıllarında Şehremini Cami’nin hatibi olan Übeydullah Efendi yazdığı Netayicü’l-ezhar (Tezkire-i şükufeciyan) adlı çiçekci kitabında çiçekseverliğe gayret edilmesinin çiçek yetiştirmede ne derecede etkili olduğundan, zamanında mevcud olan çiçeklerin kimler tarafından ilk olarak yetiştirildiğinden bahsetmektedir.
Ayrıca alfabetik sırayla çiçekçilikle uğraşan şahısların adlarını da kitabında sıralamıştır ki, bunlar arasında Ebüssuud Efendi ile İbrahim Han zade Ali ve Mehmed beyler, İmam zade Mehmed Çelebi, Yeniçeri efendisi İsmail, Anbarcı zade, Bostan zade Mehmed Efendi, Piri Paşa zade Seyyid Cemali Bey, Tezkireci Mehmed Efendi, Tacir Mustafa Çelebi, Cüce Hüseyin Çelebi ve Hasan Beşe gibi isimler bulunmaktadır. Übeydullah Efendi’nin bu eseri, Osmanlı bahçeciliğinin geçmişi incelenirken başvurulması gereken tarihi kaynakların başında gelir. Bunlardan başka Avcı Sultan Mehmed devrinde yaklaşık 1667 yıllarında Şükufename-i musavver adlı bir eser yazan Ali Çelebi ile Dördüncü Murad’ın aynı zamanda hekimbaşılığını yapan Kasımpaşalı Emin Mehmed Efendi, Hoca Sadü’ddin zade Salih Efendi, Tophaneli hattat Mahmut Çelebi, Dede Bey, Koca Mustafa şeyhi Hasan Efendi, Sarıyerli Solak zade oğlu, Fındıklılı Molla Çelebi, Üsküdarlı Muharrem usta, Çorbacı oğlu, Eyüblü veli Çelebi, Hasankaptan zade ve Üçüncü Ahmed devrinde yaşamış Üsküdarlı Toygarbaba lakabıyla bilinen Hamza Çelebi’yi sayabiliriz.
Türkiye’de ve özellikle İstanbul, Edirne, Bursa gibi büyük şehirlerde eski devirlere aid Osmanlı bahçelerinin tasarımı, mimarisi, biçim ve içerikleri, kullanılan harç ve materyalleri hakkında yeterli derecede bilgi olmadığına, bunun yanında bahçe örneklerinin de günümüze ulaşmadığına temas etmiştik. Bahçelerle ilgili bilgilere başta eski minyatürler, divanlar, tarihler ve özellikle, isimlerinden bahsettiğimiz çiçek ve bahçelere dair yazılmış eserlerle arşiv belgelerinde rastlanmaktadır. Bu kaynaklar klasik devirdeki Osmanlı bahçelerinin nitelik ve özellikleri hakkında yeterli olmasa bile aşağı yukarı bir fikir verebilmektedir. Bu fikirler doğrultusunda, Osmanlı bahçelerinde genellikle dört köşe büyük mermer havuzlar, gölge veren ve meyva yetiştiren büyük ağaçlar, sarmaşıklı ve salkımlı çardaklar, sed ve merdivenler, fıskiye ve selsebiller, çeşme ve ağzından su akan arslan heykelleri, gülistanlar, lalezar ve çemenzarlar gibi canlı ve cansız materyallerin bulunduğu yühsek ihtimal dahilindedir. Osmanlı bahçelerinin tasarımlarında karakteristik olarak havuz (daha ileri dönemlerde yapay gölet ve şelaleler de mevcut), fıskiye, selsebil, çeşme, ağzından su akan heykeller v.s. gibi daha çok suya dayalı cansız materyaller ile çeşitli canlı materyallerin kullanılmasında, islamiyette yapılan cennet tasvirinin; “cennet içinden ırmaklar akan, büyük havuzlar ve şelaleler bulunan, çeşitli türlerde ağaçlar ile hurma bahçeleri ve üzüm bağlarından oluşan bir bahçe mekanı olarak vurgulanmaktadır” rolü büyüktür.
Osmanlı’da dünyevi mekanda bir cennet köşesi yaratma arzusu ile bahçelerinde bu tür canlı ve cansız materyalleri kullanarak karekteristik Osmanlı bahçesini meydana getirmiştir. Bahçelerde canlı materyal olarak çınar, dışbudak, ıhlamur, karaağaç, çitlenbik, defne, erguvan, ve ahlat v.s. gibi büyük ağaçlardan, gül, lale, sünbül, zerrin ve karanfillerv.s. gibi bezeme elemanlarından bahsedilebilir. Bundan başka Osmanlı devri bahçelerinin mimari ve geometrik açıdan, bir tabiat taklidi eser olmadığını da kabul etmek gerekir. Bu durumda Osmanlı devri bahçesini, Osmanlı mimarisi gibi sadece milli bir zevk ve duygunun ürünü olarak düşünmek gerekir. “Süs” ten ziyade “mantık” ve “fayda” ya önem veren bu zevk ve duygu, yarattığı bahçesinde de kendisini göstermiş ve bu nedenle çiçek kadar yemişe ve ağaca da değer vermiştir. Ayrıca Osmanlı devrinde Türk bahçesinin, bahsettiğimiz belli başlı unsurları gibi; bir ev veya bir konağın, bir köşk veya bir sarayın en önemli bir bölümü olduğunu da göz önünde bulundurmak gerekir. Aralarında yerin konumu ve müsadesine göre değişik şekillerde tasarlanarak yapılmış olanlar gibi bazı ayrılıklar bulunmasına rağmen içerik ve karakter itibariyle birbirlerine aşağı yukarı benzemektedirler.
Osmanlı devrinde İstanbul’da her ev veya konakta olduğu gibi padişahlara aid saray, kasır ve köşklerinde birer bahçesi olduğu bilinmektedir. Gerek Osmanlı tarihlerinde, gerekse basılmamış arşiv belgelerinde bu gibi yerlerden bahçe olarak bahsedilmektedir. Önceleri sahiplerinin elinde iken sonraları ölüm, terk gibi daha birçok nedenden dolayı padişahlara intikal eden bahçeler de mevcuttur. Osmanlı srayında bulunan asıl hasbahçe haricinde, yine padişahlara tahsis edilen İstanbul bahçeleri de vardı. Bilindiği gibi İstanbul’da Topkapı Sarayı’ndaki Hasbahçe içindeki binaların bir çoğu ilim ve sanat öğretilen irfan yuvaları idi. Osmanlı’da ilim veya sanat akademisi sayılan bu yere Hasbahçe denilirdi. Mimar Koca Sinan ile Mimar Mehmed Ağa’nın hep bu hasbahçedeki çalışma mekanlarından ilham alarak yetiştiklerini biliyoruz.
Şahsi gelirlerinin bir kısmını veya şahsi zevklerinin belli bir bölümünü temin ve tatmin etmek amacıyla Osmanlı padişahlarının İstanbul’un muhtelif yerlerinde bahçeler tesis ve işletmeleri çok eski bir usuldü ve bu iş Osmanlı sarayında önemli bir yer işgal eden bostancılar sınıfının esas görevini teşgil ediyordu. Ayrıca Rumeli’de Tunca ve Meriç vadilerinde Edirne sarayına bağlı geniş sahalar işgal eden bu cins bahçeler mevcuddu. Bostancı ocağında görevli kişiler, ya sarayın Hasbahçesi’nde veya saray haricindeki, diğer bahçe ve bostanlarda hizmet ederlerdi. Bostancı ocağı dokuz dereceli bir sınıftan oluşmaktaydı. Bahçe ve bostan işleriyle meşgul olan bostancılar, Hasbahçe ve hassa bostancıları olarak iki kısımdı. Birinci kısım yirmi bölüktü; ve sarayda Hasbahçe’ye bakarlardı.Saray dışındaki bahçe ve bostanlarda çalışan bostancılar, üstad denilen başlarının gözetimi altında ayrı ayrı topluluk halinde idiler.
26 Ocak 2011 Çarşamba
Ebru Sanatı Tanımı ve Çeşitleri
Kâğıdın ebru uygulamasına uygun olması ve sıvı üzerine yatırıp kaldırılması sırasında dikkatli olunması gerekir.
Ebru ustası, fırçalarını gül dalı ve atkuyruğundan kendisi yapar ve çoğunlukla geleneksel desenleri kullandığı kompozisyonlar üzerinde çalışır. Eğer kendisi bir desen geliştirir ve bu kabul görürse bu desen o ustanın adını alır.
Akkase Ebru, Ebrulu Akkase, Battal Ebru, Somaki Ebru, Hafif Ebru, Taraklı Ebru, Gelgit Ebru, Tarz-ı Kadim Battal Ebru, Yazılı Ebru diğer ebru çeşitleridir.
Çeşitleri ;
21 Eylül 2010 Salı
Baskı tekniği - Ağaç Baskı Sanatı
Ağaç Baskı Sanatı
Bir yüksek baskı tekniğidir. Ağaç yüzeye resim oyulur. Boya alması istenmeyen yerlerin oyulması prensibine dayanır. Yüksek kısma merdane ile boya verilir. Kâğıt ağaç blok üzerine yüzüstü serilir ve üzerinden basınç uygulanır (merdane ya da baskı makinesi tarzı bir aletle). Resim ağaç kalıptan kâğıda ayna görüntüsü şeklinde transfer edilmiş olunur. Birden fazla renkle yapılacak baskılarda kâğıt bir çerçeveye sabitlenir, her tahta kalıp bir renk için kullanılır
Ağaç kalıp olarak şimşir, Frenk çınarı, ıhlamur, kiraz, armut, elma ve akça ağaç en çok kullanılan kalıp çeşitleridir. İnce izler kazımak için ağacın liflerine dikey kesitten elde edilen tahtalar kullanılır. Büyük izli oymalar için liflere paralel kesilmiş tahtalar kullanılmaktadır.

Bir yüksek baskı tekniğidir. Ağaç yüzeye resim oyulur. Boya alması istenmeyen yerlerin oyulması prensibine dayanır. Yüksek kısma merdane ile boya verilir. Kâğıt ağaç blok üzerine yüzüstü serilir ve üzerinden basınç uygulanır (merdane ya da baskı makinesi tarzı bir aletle). Resim ağaç kalıptan kâğıda ayna görüntüsü şeklinde transfer edilmiş olunur. Birden fazla renkle yapılacak baskılarda kâğıt bir çerçeveye sabitlenir, her tahta kalıp bir renk için kullanılır
Ağaç kalıp olarak şimşir, Frenk çınarı, ıhlamur, kiraz, armut, elma ve akça ağaç en çok kullanılan kalıp çeşitleridir. İnce izler kazımak için ağacın liflerine dikey kesitten elde edilen tahtalar kullanılır. Büyük izli oymalar için liflere paralel kesilmiş tahtalar kullanılmaktadır.
güzel sanatlar,resim,fotoğrafçılık,dans,tiyatro
Ağaç,
Baskı,
Baskı tekniği,
sanatı
6 Haziran 2010 Pazar
Hat sanatı , Yaprak üzerine Hat Sanatı
güzel sanatlar,resim,fotoğrafçılık,dans,tiyatro
Hat,
Hat sanatı,
sanatı,
üzerine,
Yaprak
Anamorphic Sanatı Nedir, Tanımı, Örnekler
Anamorphic Sanatı Nedir, Tanımı, Örnekler
Çok şaşıracağınız bir ilüzyon yönetimini göstereceğiz bugün. Aşağıda gördüğünüz tablo Istvan Orovitz’e ait ve ismi “Gizemli Ada”. Yaptığı resmin merkezine dış tarafı ayna olan bir silindir yerleştirilip bakıldığında, ayna üzerinde bambaşka bir resim çıkıyor, bir portre. Buna Anamorphic Sanatı deniliyor.


Çok şaşıracağınız bir ilüzyon yönetimini göstereceğiz bugün. Aşağıda gördüğünüz tablo Istvan Orovitz’e ait ve ismi “Gizemli Ada”. Yaptığı resmin merkezine dış tarafı ayna olan bir silindir yerleştirilip bakıldığında, ayna üzerinde bambaşka bir resim çıkıyor, bir portre. Buna Anamorphic Sanatı deniliyor.


güzel sanatlar,resim,fotoğrafçılık,dans,tiyatro
Anamorphic,
Nedir,
Örnekler,
sanatı,
Tanımı
Exlibris Sanatı - Exlibris Sanatı Hakkında
Exlibris Sanatı
Exlibris hem dünyada hem de ülkemizde çok az tanınmasına rağmen kökeni çok eskilere giden bir çizim sanatı... Bir kitabın ön kapağının içine, bir ressam tarafından çizilen ve o kitabın sahibini gösteren çizimler, 500 yıldır kullanılıyor.
Exlibris çok bilinen bir kavram değil. Kitap düşkünleri ve plastik sanatların, resim, grafik ve desenin takipçileri exlibris sanatıyla tanışmış olabilirler; ama bunun dışında pek bilinen bir uygulama değil. Bu yüzden biz de exlibris’in ne olduğundan kısaca söz ederek başlamak istiyoruz.
Exlibris hem dünyada hem de ülkemizde çok az tanınmasına rağmen kökeni çok eskilere giden bir çizim sanatı... Bir kitabın ön kapağının içine, bir ressam tarafından çizilen ve o kitabın sahibini gösteren çizimler, 500 yıldır kullanılıyor.
Exlibris çok bilinen bir kavram değil. Kitap düşkünleri ve plastik sanatların, resim, grafik ve desenin takipçileri exlibris sanatıyla tanışmış olabilirler; ama bunun dışında pek bilinen bir uygulama değil. Bu yüzden biz de exlibris’in ne olduğundan kısaca söz ederek başlamak istiyoruz.
güzel sanatlar,resim,fotoğrafçılık,dans,tiyatro
exlibris,
exlibris sanatı,
sanatı
Freskler ve Fresk Yapmak
Freskler ve Fresk Sanatı
Duvar üzerine resim yapma tekniği ve bu teknikle yapılmış duvar resimleri, İtalyanca taze anlamına, "fresco"dan. Fresk, yeni sıvanmış bir duvar üzerine, kireç suyunda eritilmiş boyalarla yapılan bir tür resimdir. Genellikle sanıldığının tersine, bu terim herhangi bir duvar resmi tipini değil, kuru ve sert badanalar üzerine yapılan resimlere karşıt, özel bir tekniği belirtir.
Fresk, özellikle İtalya'da ve XIV. yy.dan XVI. yy .a kadar Giotto, Fra Angelico, Piero Della Francesca, Uccello, Raffaello ve Michelangelo gibi sanatçılarla tanınmıştır.
Duvar üzerine resim yapma tekniği ve bu teknikle yapılmış duvar resimleri, İtalyanca taze anlamına, "fresco"dan. Fresk, yeni sıvanmış bir duvar üzerine, kireç suyunda eritilmiş boyalarla yapılan bir tür resimdir. Genellikle sanıldığının tersine, bu terim herhangi bir duvar resmi tipini değil, kuru ve sert badanalar üzerine yapılan resimlere karşıt, özel bir tekniği belirtir.
Fresk, özellikle İtalya'da ve XIV. yy.dan XVI. yy .a kadar Giotto, Fra Angelico, Piero Della Francesca, Uccello, Raffaello ve Michelangelo gibi sanatçılarla tanınmıştır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
