Translate

Sayfalar

14 Mart 2011 Pazartesi

Rol ile Eğitim Yöntemine İlişkin Bir Örnek|Sir Dominic Oyunu

DOROTHY HEATHCOTE’un ROL ile EĞİTİM YÖNTEMİNE İLİŞKİN ÖRNEK ÇALIŞMA
SİR DOMİNİC OYUNU

Grup: 10-11 yaş; 12 erkek çocuğu; okul salonu
Ders süresi: 45 dakika
Amaçlar: Ahlaki ikilemin, öykü kullanılmasından daha etkili olabilen drama yoluyla anlaşılıp
anlaşılamayacağının denenmesi. Bu ders Ahlaki Eğitim tasarısının bir parçasıdır.
Öğretmen, sınıfta bir ısınma yaptırır. İlgilerini sağlar, özgüveni yaratır.
Bu fikri ileri sürerken role girecektir.
Öğretmen, çocuklara, anında algılayıp hareket edecekleri, bir çalışma yapacaklarını açıklar.
Onlara kısa bir alıştırma önerir. İçlerinden biri ile konuşmaya başlar: “İki paket cips lütfen.”
Neredeyim?’ ‘Balıkçı dükkânı.’ ‘Ben kimim?’ ‘Müşteri.’ ‘iyi.’
Başka bir çocuğa: “Tamam evlat, senin adın ne? Gecenin bu saatinde dışarıda ne arıyorsun?"
‘Ben kimim?’ ‘Polis.’ ‘Doğru.’



Öğretmen atmosferi hazırlar ve çalışmayı yapılandırmaya başlar.

Öğretmen, çocuklara şimdi yapacaklarının o kadar kolay olmayabileceğini anlatır.
Şimdi yapacakları şey geçmişte kurulacak ve yavaş ilerlemeleri gerekecektir. Bu çok ciddi bir oyun olacaktır.

DAİRE – drama için çok gerekli bir şekil

Öğretmen sınıfa daire şeklinde oturmalarını söyler. Çok ciddi bir şekilde sandalyesini onların arasına koyar ve role başlar:
ÖĞRETMEN ROLDE
Kuttörensel ve resmi bir atmosfer kurulur.

Grup Oyunu Örneği / Fotoğraf Karesi

FOTOĞRAF KARESİ

Tanım: Katılımcılar kendi bedenlerini kullanarak, bir yaşantıyı, düşünceyi, ya da temayı fotoğraf şeklinde yansılarlar ya da bir kişi gruba heykeltıraşlık yapar. Gerçek - hayal, rüya - kâbus gibi karşıtlıkları da gösterebilirler. Bunun için, değişik karşıt imgeleri de oluşturabilirler.

Çıkış Noktaları: Fotoğraflar, videoda donmuş görüntüler, portreler, reklamlar vb.

Öğrenme Yolları: Fotoğraf karesiyle düşünceyi somut olarak yansılamak, izleyenler tarafından kolayca algılanan bir bulgu olduğu kadar, katılımcı için de pratik ve ekonomik bir ifade formudur. Bu ifade biçiminde katılımcılar, dil ile iletişimde olduğundan daha fazlasını sunarlar.

Örnek: Büyük kente gitmek isteyen bir gencin fotoğrafı, O’nun için endişelenen ailesinin fotoğrafı, Gencin büyük kentte yaşayabileceği olumsuzlukların fotoğrafı tüm grupça canlandırılır. Sonra grup olayı tartışır. Gencin büyük kente gitme nedenleri üzerinde durulur. Kırsal kesimdeki insanların yaşayışlarının daha iyi bir hale getirilmesi için grubun belirleyeceği fotoğraflar oluşturulur. Sonuç olarak grup olayı değerlendirir.

GRUP OYUNU

Tanım: Lider dâhil tüm grup, kendilerini gerçekten bir sorunla karşı karşıyaymış gibi hayal ederler. Grubun konuşma ve tavırları bu sorunun yarattığı atmosfere uygun olarak belirlenir ve sorun çözülür.

Çıkış Noktaları: İmgesel oyun deneyimleri, grup fantezileri, takım oyunları, film veya tiyatro çalışma deneyimleri, grupların farklı durumlarda davranabileceği veya reaksiyon gösterebileceği toplu imgesel çalışmalar.

Operanın Tarihçesi

Operanın Tarihçesi




Opera sanatının anayurdu İtalya’dır. Rönesans’ın başlıca merkezlerinden biri olan Floransa, çağımız müzikli sahne eserlerinin de beşiği sayılır. Incelemelerden, opera fikrinin bu şehirdeki bazı müzikçi ve şairlerin birleşerek eski Yunan oyunlarına benzer eserler yazmak istemelerinden doğduğu anlaşılıyor. Örnek olarak “Yunan Trajedisi” alınınca eşlik edecek müziğin nasıl olacağı problemi tartışmalara yol açmış, mısraları Renuccini tarafından yazılan ve Peri tarafından 1594 de bestelenen “Dafne” adlı ilk opera sanat çevrelerinde büyük heyecan uyandırmıştı. Böyle bir verimde, sarayını operanın ilk yaratıcılarına açıp onları destekleyen sanatsever Vernio Kontu Giovanni Bardi’nin rolü ve hizmeti büyüktür. Peri 1600 yılında “Euridice” adlı bir opera daha yazmıştır. Her iki verimi de basit şarkılarla donanmış ilkel opera örnekleridir. Operada ilk gelişimi Monteverdi’de görüyoruz. 1607 yılında bestelediği “Orfeo” adlı operasıyla orkestrayı birinci plana almış, ses türlerini zenginleştirmiştir. Gagliani ve Rossi gibi bestecilerle koro, resitatif ve gelişmiş arya türleri doğmuş, 1637′de Venedik’te ilk opera binasının açılmasıyla sanatın merkezi Floransa’dan bu şehre geçmiştir. Burada koro ikinci plana alınmış, “arioso”, “canzone”, “cavatine” gibi yeni teganni şekilleri katılmış, resitatif önem kazanmıştır. Cesti, Ziani, Draghi, Pallavicini, Vivaldi ve Lotti gibi sanatçılarla Venedik üslubu opera doğmuştur.
Italyan operası Avrupa’ya tez zamanda yayıldı. Almanya’da 1627′de ilk defa Schütz “Daphne” adlı Floransa stili bir opera besteledi. Müzikli sahne eserleri Alman şehirlerinde, özellikle Viyana, Münih, Dresden, Hamburg ve Leipzig tiyatrolarında yer buldu. Oynanan eserler İtalyancaydı. Ulusal Alman Operası 1644 yılında Staden tarafından yazılan ve ilk Almanca opera olan -Seelewig- adlı eserle başlamış, Hamburg, Alman Operasının ilk belli başlı merkezi olmuştur. Strung, Kusser ve Keiser gibi besteciler de ilk önderlerdir. İngiltere’de Purcell, İtalyan üslubu birkaç opera bıraktı. Fransa’da opera zevki 1645 senelerinden sonra memlekete gelen İtalyan opera truplarının etkisiyle uyandı. 1671′de ilk opera binası Académie Royal de Musique, Cambert adlı bestecinin -Pomane- adlı eseriyle açıldı. Fransız Operasının o zamanki büyük yaratıcısı aslen İtalyan olan Lully’dir. Klasik tiyatro eserleri, Corneille’in trajedileri, Moliére’in komedileri bestelendi, saray balesi ve çeşitli danslar operanın ana süsleri olarak kullanıldı. Lully’nin günümüze kalmış eseri 1674′te yazdığı “Alceste” dir. Lully okulunu Rameau 1733 de bestelediği “Hippolyte de Aricie” operasıyla sürdürdü. 17.yy. sonlarına doğru Napoli, İtalyan operasının merkezi olmaya başladı. Okul, Provenzale tarafından kuruldu ve Alessandro Scarlatti tarafından başarıyla temsil edildi. Bu okulda bir takım özellikler görmekteyiz; zengin melodik şarkılar “bel canto”, güzel, uzun aryalar, “secco recitativo” - eşliksiz resitatif’ gibi… Scarlatti’den sonra Leo, Durante, Feo ile Haendel’in de etkisinde kaldığı bu okul, müziğin şiir ve söze üstünlüğünü kabul etmişti. Daha sonraları Zeno ve Metastasio gibi metin şairlerinin trajedilerini besteleyen Bonancini, Porpora ve Piccini opera sanatına yeni buluilar getirdiler. Orkestra eşliği ile yapılan resitatifler bunların arasındadır. Almanya’da bu çağın büyük bestecileri Hasse ve Graun “opera buffa - gülünçlü opera” türünde başarı gösterdiler. İtalya’da yive bu çağlarda büyük operaların perde aralarında “intermezzo” denilen küçük, hafif sahne eserleri oynanıyordu. Pergolesi 1733 de bestelediği “La Serva Padrona” adlı “intermezzo”su ile bu tarzın üstün bir örneğini verdi.
“La Serva Padrona” birçok İtalyan ve Fransız bestecisi üzerinde etkiler yaratarak “opera comique” in doğmasını sağladı. “intermezzo”nun diğer ustaları şunlardır: Guglielmi, Paisiello ve Cimarosa…

Dramatik Sanatlarda - Bale Dansçısı

Dramatik Sanatlarda - Bale Dansçısı



Bale Dansçısı



Tanımı

Bale dansçısı, bir öyküde rolünü üstlendiği karakterin duygu ve düşüncelerini müzik eşliğinde vücut hareketleri ile sahnede canlandırabilme bilgi ve becerisine sahip kişidir.

Görevler


* Sahnede canlandırılacak öyküyü okumak,
* Rolünü canlandıracağı kişinin duygu ve düşüncelerini özümlemek,
* Yapacağı hareketlerin figürlerini öğrenme ve bunu egzersizlerle geliştirmek,
* Ekip halindeki prova çalışmalarına katılmak,
* Gösteri günü vaktinde gelerek kostümünü giyme ve makyajını yaptırmak,
* Sırası geldiğinde sahneye çıkma ve figürlerini, müzik eşliğinde, ayak parmakları üzerinde zarif hareketlerle dans ederek yapmak,
* Hareketlerinin müzikle ve diğer oyuncuların hareketleri ile uyumlu olmasına çalışmak,
* Gösteri bitince, diğer oyuncularla birlikte seyircileri selamlamak,
* Sahnede tek başına, bir eşle veya dans grubunun üyesi olarak figürlerini sergilemektir.

Karagöz Oyun Malzemeleri

Karagöz Oyununda Hangi Malzemeler Kullanılır
Karagöz Oyununda Kullanılan Malzemeler Nelerdir
Karagöz ve Hacivat




Karagöz’ün oynatıldığı beyaz perdeye “ayna” adı verilir.Perdeler önceleri 2 x 2,5m iken sonraları 110 x 80cm ebadında yapılmaya başlanmıştır. İç tarafta perdenin altında kurulmuş “peş tahtası” vardır. Eskiden peş tahtası üstüne tasvirler, hayal ağacı, def, şem’a, oyun metni vb. konulurdu.
Karagöz oyununda tasvirlerin yanısıra tasvir sopaları, zil, def, nâreke (kamış düdük), perdeyi aydınlatan ışık kaynağı kullanılır.

13 Mart 2011 Pazar

Umberto Eco’dan Çirkinliğin Arkeolojisi

Umberto Eco’dan Çirkinliğin Arkeolojisi





Daha bizler güzelliğin tanımını yapamadan, hâlâ lafa gelince “güzellik görecelidir” diyerek işin içinden sıyrılma yollarının peşinde koşarken, Umberto Eco tüm derinliğiyle Çirkinliğin Tarihi’ni kaleme almış. Bundan birkaç yıl önce yayınlanan Güzelliğin Tarihi’nden sonra hem güzellik kavramının tamamlayıcısı olarak, hem de başta Batı kültüründe olmak üzere, dünya kültür tarihindeki çirkinlik algısının arkeolojisini yapıyor. Ama öyle sandığımız gibi, genel bir çirkinlik tanımı ardından ilk çağdan günümüze çirkinler nelerdi, kimlerdi şeklinde bir sıralamayı takip etmiyor Eco. Zaten takdir edersiniz ki, böyle bir sıralama ona yakışmazdı. Kitabı okuduktan sonra “çirkin” kavramının tüm eksiklerini giderecek, belki de Çirkin Kral tanımlamasının arkasında yatan gerçekleri daha iyi ayırt edebilecek duruma geleceksiniz.


Antik Yunan’da iç güzelliği önemliydi

Çirkinliğin tarihi

Umberto Eco, Güzelliğin Tarihi’nden sonra şimdi de çirkinliğin peşine düşüyor...




Güzellik nedir? Hoşa giden, çekici, uyumlu, etkileyici, mükemmel, görkemli, takdire şayan, haz verici... Kuşkusuz insanlık yüzyıllar boyunca güzellik üzerine kafa yordu, tezler üretti, ona ulaşmaya, “o” olmaya çalıştı. Peki ya çirkinlik? Onu, sadece güzelliğin karşıtı diye tanımlayıp geçmek haksızlık olmaz mı? Çirkinlikten de haz alınamaz mı? Doğan Kitap’tan çıkan, Umberto Eco’nun hazırladığı “Çirkinliğin Tarihi” kitabı her yönüyle “çirkinliği” anlatıyor. Kitap, Güzelliğin Tarihi’nin devamı niteliğinde. “Ne de olsa” deniyor tanıtım yazısında, “güzellik ve çirkinlik birbirlerini imleyen kavramlar...

Çağdaş Türk Edebiyatı'nın en iyi 40 şeyi

"Çağdaş Türk Edebiyatı'nın en iyi 40 şeyi"

''Notos Öykü ve Edebiyat Dergisi'', Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın TEDA (Türk Edebiyatını Dışa Açma) Projesini ''Türk Edebiyatının En İyi 40 Şeyi'' listesine aldı.
Kültür ve Turizm Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, Notos Dergisinin şubat sayısında yer alan ve 181 yazarın katılımıyla düzenlenen ''Türk Edebiyatının En İyi 40 Şeyi'' anketi sonucunda, TEDA Projesi ve Türkiye'nin Frankfurt Kitap Fuarı'nda onur konuğu olmasının listede yer aldığı belirtildi.

Anadoluda Pişen Toprak -Gönül Paksoy Koleksiyonu

Son Kalkolitik Çağ Çanakları Batı Anadolu-Tek Kulplu Çanak


İlk Tunç Çağı Gaga Ağızlı Testiler Batı Anadolu


İlk Tunç Çağı Gaga Ağızlı Testiler Batı Anadolu